Siyasette ne yönünü seçebilen ne de durduğu yeri savunabilen bir liderlik anlayışı, sadece partisine değil, kendisine umut bağlayan milyonlarca seçmene de yapılmış açık bir haksızlıktır. Sayın Özgür Özel’in çerçeve yasa oylamasında uyguladığı “hibrit” tutum ve sonrasında yaptığı açıklamalar, ne yazık ki tam anlamıyla bir siyasi basiretsizliğin ve kafa karışıklığının tescili olmuştur.

“Tüm milletvekillerimiz evet deseydi hassasiyeti olanları üzerdik, hayır deseydi barışa şans tanımamış olurduk” gerekçesi ise tamamen içi boş bir kılıftır. Ana muhalefet partisi "Aman kimse gücenmesin, her iki tarafa da şirin görüneyim" kaygısıyla yönetilemez. "Oradan tepki almayalım, buradan oy kaybetmeyelim" hesabı, günün sonunda kimsenin güvenmediği, omurgasız bir savrulmaya dönüşür. Terör ve barış gibi ülkenin kaderini belirleyen hayati bir meselede ikircikli bir oylama taktiğine sığınmak, siyasi ciddiyetle bağdaşmaz.

Yasa geçtikten sonra kullanılan "Ben 'adam yine kazandı' diye bakmıyorum, bir kazanan varsa ülke kazanıyordur" ifadeleri de tabandaki büyük rahatsızlığı örtmeye yetmemektedir. Ülkenin geleceğini ilgilendiren bir düzenlemede "faydacı bakmadık" demek, açıkça "Biz ne yapacağımızı bilemedik" itirafıdır. Millet sizden böyle kritik anlarda felsefe yapmanızı değil; ülkenin ve milletin çıkarı neyse onun arkasında dağ gibi durmanızı bekler.

Vekillerin arkasına saklanarak, oylamayı rüzgâra bırakarak liderlik yapılmaz. Sayın Özel’in vicdanı rahat olabilir; ancak net bir söz, somut bir duruş ve cesur bir politika bekleyen milyonların vicdanı bu “hibrit” belirsizlikten ve silik tutumdan son derece rahatsızdır.