İnsanlığın göğe kaldırdığı en yüce kavram; ama en çok da çamura bulanmış gerçeğidir. Yeryüzünde adalet, kutsal bir teraziden ziyade, çoğu kez paslı bir kantarın elinde sallanan yamuk kefedir. Çünkü teraziyi tutan elin kim olduğu, kefenin ağırlığından daha önemlidir.
Kolluk kuvvetleri…
Devletin görünür yüzü, otoritenin kılıcı, halkın üzerinde parlayan yahut kan sızdıran damgası. Onlar, düzeni korumakla görevli iken, kimi zaman düzenin en büyük bozulmasının da taşıyıcısı olurlar. Gücü halkı için kullanması gerekenler, gücü kendileri için sakladığında; kanun, koruyucu kalkan değil, ezen tokmak olur.
Adalet sistemi, özünde kutsal bir aynadır. Ama bu aynayı kirleten eller, kendi çıkarlarını ve korkularını yansıtır. Kanun maddeleri altın harflerle yazılsa da, uygulayanın niyeti kara ise, harfler kâğıt üzerinde melek, gerçeklikte şeytan kesilir.
Unutulmamalı: Bir toplumda hâkimlerin dili korkuya, polislerin eli baskıya, savcıların gözü görmezliğe mahkûm olmuşsa; orada mahkeme salonu tapınak değil, tiyatro sahnesidir. Ve sahnenin seyircisi halk, oyunun bedelini her gün ödeyen figürandır.
Oysa adalet; ne bir partinin, ne bir çıkar grubunun, ne de gölgelere sığınmış güç odaklarının malıdır. Adalet, halkın alnındaki ter, yüreğindeki umut, gözündeki ışıktır. Kolluk kuvveti ise, bu ışığı söndüren değil, koruyan olmalıdır.
Çünkü bir gün, teraziyi tutan eller kirlendiğinde, o teraziyi kıracak olan da yine halkın vicdanıdır. Ve vicdan, hiçbir mahkeme salonuna sığmayacak kadar büyük, hiçbir copun susturamayacağı kadar gürdür.
Semih Aslanlar