Her yıl ağustos ayında yine bu köşede, hiç dinmeyen bir acının etrafında dönerek içinde bulunduğumuz durumu anlatacak kelimeleri arıyorum. Kimi zaman kaybettiklerimizi, kimi zaman o kabus gibi gecenin üzerimizde bıraktığı izleri, kimi zaman kapanmayan yaralarımızı yazmaya çalışarak yaşayan herkes gibi unutmadık, unutmayacağız,unutturmayacağız diyorum...Bu yıl hepimizin bildiği bir gerçeği bir de tek bir cümleyle özetlemek istiyorum: Asrın felaketinin üzerinden geçen 27 yıla rağmen acılarımız dinmedi! Hüznümüz geçmedi!Tüm duygularımız enkaz, kaldıramadık,kaldıramadınız. Enkaz gibi üzerimizde hepsi! Zamanla geçer miydi? yaralar sarılırdı ve diner miydi acılar? Yok böyle değil ve olmadı da. Neden mi? Bu acıların tarifi ve takvimi yok çünkü...

ENKAZLAR KALDIRILDI...

Hayatta kalan çocuklar büyüdü, evler caddeler sokaklar yeni çehresine büründü, yıkılan binaların yerine yenileri yükseldi ama ateş düştüğü yeri yaktı bir kez. Binlerce onbinlerce yürek sönmeyecek yangının yeri olmuştu. Yıllar da geçse, hemen her gecenin sabahı 17 Ağustos oluyor.Bazen bir ses, bazen bir koku bazen bir saatin akrep ve yelkovanı bazen de bir çocuğun gözünde ki yaş o bilinmez günü yeniden 17 Ağustos yapıyor...

ÖNCESİ-SONRASI

O geceden önce kim olduğumuzu biliyorduk ama ya sonrası? Unutuyoruz zamanla. Şimdilerde de kim olduğumuzu neden ve nasıl yaşadığımızı sorguluyoruz sık sık. Aynı kişiler değiliz biz, o geceden sonra ne yazık ki aynı değiliz hiç birimiz.

Sofralarda boş kalan sandalyeler…

Koltukların sahipsiz kalan köşeleri…

Çocuk odalarında hiç dağıtılmayacak oyuncaklar…

Duvarlara bir daha hiç çarpmayacak çocuk kahkahaları…

Bir daha açılmayacak kapılar…

Bir daha duyulmayacak ayak sesleri…

Ve bir daha dönmeyecek insanlar kaldı geriye…Çocuklar büyüdü, saçlara ak düştü, şehirler değişti, hayat başka bir yere evrildi.

Ama içimizde öyle bir yer var ki, orada zaman hiç ilerlemedi.

Evlerimizin ışıkları yanıyor…

Sabah herkes işine gidiyor…

Sofralar kuruluyor…

Çocuklar büyütülüyor…

Gülünüyor, konuşuluyor, yeniden başlanıyor, yeniden seviliyor olabilir.

Ama devam ediyor olmak, yaşananları geride bırakmak olmadı hiç bir zaman.

Aynı kişiler değiliz artık.

İlişkilerimiz değişti.

Korkularımız değişti.

Hayata ve içindekilere bakışımız değişti.

Sevdiklerimize sarılma biçimimiz,

Toleransımız,

Tahammülümüz,

Öngörülerimiz,

Hoşgörümüz,

Farkındalıklarımız, boşvermişliklerimiz değişti.

Bir binaya bakışımız değişti mesela.

Geceye ve gündüze karşı hislerimiz değişti.

Çocuklarımıza, “Başına bir şey gelecek” korkusuyla kurduğumuz cümleler değişti.

Bizim onlarla hayat arasında kurduğumuz bağ değişti.

Bazılarımızın yüzüne kasvet oturdu.

Bazılarımız güneşin aydınlığına, bazılarımız gecenin karanlığına sakladı acısını.

Bazılarımız her gün doğumunda ve her gün batımıyla kederini yıkamaya çalıştı.

Bazılarımız en güzel tebessümlerin maskesine saklandı.

Ve birçoğumuz dimdik ayakta dururken, çok ağır enkazlar taşıdı içinde.

Tıpkı güçlü görünen binaların kolonları gibi…

Bir ufak sarsıntıda yeniden yıkıldı.

Hiç kolay olmadı hiç.

Unutmuş gibi yaşamak, yaşarmış gibi yapmak. Hiç kolay olmadı.

Yıkılan evin metrekaresi hesaplanabilir.

Bir binanın aldığı hasar ölçülebilir.

Yıkılan binaların sayısı tutulabilir.

Ama evladını kaybeden bir annenin içindeki boşluğu, acısının büyüklüğünü ölçemezsiniz.

Bir babanın her gece gelmeyecek evladı için kapıya anahtar bırakışını bilemezsiniz.

Bir kardeşin yanındaki sandalyeyi neden hep boş tuttuğunu kestiremezsiniz.

Bir çocuğun annesiz, babasız büyümüş olmasının içinde açtığı yarayı yaşamadıysanız bilemezsiniz.

Acının birimi yok, acının tarifi , takvimi ve ne yazık ki telafisi yok!

KEŞKE...

Yetkililer yalnızca deprem olduğunda enkaz kaldırmak için yetkili değildir.

Asıl sorumluluk, o enkazların oluşmasını önlemektir.

Kurumlar kentleri oluştururken rantı değil, insan hayatını merkeze koysaydı keşke.

Deprem bir günün değil, her günün meselesi olmalı,

Ve en önemlisi;

çocuklarımıza miras olarak korkuyu değil güven duygusunu bırakabilmek için çalışmalıyız artık.

Belki de 17 Ağustos'un bize bıraktığı en kıymetli ve en ağır sorumluluk budur:

Gidenleri unutmamak…

Kalanlara saygı duymak…

Geleceği korumak…

Çünkü gidenlerin hikâyesiyle kalanların hikâyesi bir bütün aslında.

Gidenlerin hikâyesi bitmedi, bitmeyecek.

Ve bugün, 17 Ağustos'un 27. yılında, bir kez daha vurgulamak istiyorum:

Enkazlar kaldırılır ama hikaye devam eder.