Bayrampaşa Belediye Meclisinde yapılan vekil başkan seçimi gece yarısına kadar ibret, dehşet ve üzüntüyle izlemiş ama asıl finali kaçırmışım.

Asıl dehşet seçim sonuçlarından ziyade vekaleten başkan seçilen arkadaşın zafer ya da balkon konuşmasıymış meğer.

Yaşadığı ve yaşattığı utançtan dolayı yerin dibine girmesi gereken bay başkan diyor ki; “Bugün bir emaneti AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak almış bulunuyoruz. Bugünü, bu mutluluğu bize nasip eden yüce Mevla'ya şükürler olsun.”

Emanet dediği pek çok ilden büyük bir ilçenin belediyesi…

Sanırsın ki Yüce Mevla’nın kendilerine tahsis ettiği ama küffar CHP’nin hile, hurda, baskı ve ayak oyunlarıyla aldığı Bayrampaşa’yı fethettiler de onun duasını ve kutlamasını yapıyorlar.

Oysa olup biten Allah’ın tertemiz isminin siyasete ve siyasi ranta alet edilmesinden başka bir şey değil.

Ne olmuştu, hatırlatayım; Son seçimde Bayrampaşa belediyesini CHP kazandı. Bir süre önce Başkan AKP ve MHP yetkililer tarafından 'Yarın sabah seni alacaklar, bize geçeceğini söylersen durdurabiliriz' uyarısıyla arandı.

Hasan Mutlu, "Hapis korkusuna partimi satmam" dedikten 23 saat sonra evinden alınıp hapse tıkıldı.

Kayyum atamadılar, tepki artmasın diye. Haliyle vekil başkan belediye meclisinde seçilecek. Seçilecek ama meclis sandalye sayısına göre seçimi kazanma şansları yok. Dolayısıyla bir operasyon da CHP’li belediye meclis üyelerine çekip 4 tanesini tutukladılar.

İlk seçim berabere bitti. Kura çekimine gidildi. Kurada CHP adayı kazandı. İlahi Adalet yerini buldu yani. Ama arkadaşların İlah ve adaletle pek işleri yok ki, seçimi mahkeme kararıyla iptal ettirdiler. Ve yenilenen seçimi bir farkla kazandılar.

İşte fetih şehvetiyle kutladıkları ve bu kutlamaya Yüce Mevla’yı dahi ortak ettikleri olay bu…

Hoş, Yüce Peygamberimize AKP amblemli nüfus cüzdanı çıkarıp oğulları arasına da Tayyip ismini ekleyen zihniyetten farklı bir şey beklemiyorum ama okuru uyarmak da görevimiz.

Mukaddes dinimizin kirli emellere alet edildiğini görmemiz gerek.

Mukaddes dinimizin sembol, rumuz ve sloganlarını makamından, aracından eksik etmeyenleri, dua ve temenni niteliğindeki sözleri kirli ağızlarından düşürmeyenleri, çalarken dahi besmele çekenleri, hamdolsun diyenleri hasılı bizi Allah ile aldatanları, gerçek müminlerden ayırmamız gerekir.

Şu çok önemli bir tespittir ki Allah ile aldatmanın en korkunç tarafı mukaddes dinimizin siyasete ve ticarete alet edilmesidir.

Çok yazdım, yine hatırlatayım. Bu gerçeği iyi bilenlerden biri, Engizisyon kahrı çekmiş bir İtalyan düşünür Bruno ne güzel söylemiş: “Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”

Lakin bize düşen de Allah ve din adına hegemonyasını yürüten ve yürütmek isteyenlerden uzak durmaktır. Bu bir görevdir, sınavdır…

Uyanık olmalıyız çünkü Allah ile aldatılmayı önlemenin tek çaresi akılla düşünmek ve Allah ile aldatmaya giden yolları tıkamaktır.

Bunun için de dinin gerçeğini öğrenmek, sahte dinî dinsizliklerin en kötüsü bilmek, bildirmek, dinin saltanat ve siyaset aracı yapılmasını durdurmak… Yani laikliği esas almaktır.

Bu arkadaşlar boş yere laiklik düşmanı değil, anlayın artık.

Bunu hem kendiniz hem halkınız hem de ülkeniz için yapın.

Bunun için bu arkadaşlara rakip olmanıza gerek yok. Bu arkadaşlar sizdense ve siz onlardansanız da önce uyarma ve sonra gereğini yapmakla mükellefsiniz.

Hz. Ömer’in buyurduğu gibi; “Yanlış yaptığımızda uyarmazsanız sizde hayır yoktur. Uyardığınızda yanlıştan vazgeçmezsek bizde hayır yoktur” düsturuyla davranmak lazım.

Tamam bu devir Ömerlerin değil, Ömer’i kullananların devri.

Elbette ki bu adamlardan Hz. Ömer gibi “Ben haktan ayrılırsam, hata yaparsam ne yaparsınız” diye sorup “Seni kılıcımızla düzeltiriz” sözlerini duyunca da “Ya Rabbi! Sana şükürler olsun ki ben gaflete düşersem, senin adaletinden ayrılırsam, beni kılıcıyla doğrultacak cemaate sahibim” demelerini beklemiyorum. Kaldı ki o onların sorunu ama onları uyarmak ve gereğini yapmak her halükarda sizin sorununuz.

Tercihlerinizden sorumlusunuz.

Dostoyevski’nin dediği gibi; “İlk yapılan yanlışa kaza, İkincisine hata, Üçüncüsüne ise tercih denir.

Ben ‘reisimi şıhımı, şeyhimi, gavsımı, liderimi yedirmem’ şıkkını tercih ettiyseniz de hiç değilse bu ahmaklığınızı din ve dindarlık perdesiyle örtmeyin.

Çünkü insanın en şerlisi Allah ile aldatandır.