Doğanın içinde bazen insanı susturacak kadar büyük dersler saklıdır.
Bir zebra düşünün… Afrika savanlarında yaşam mücadelesi verirken bir aslan tarafından kovalanıyor. Kalbi hızlanıyor, bütün bedeni alarma geçiyor, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide var gücüyle koşuyor. O an yaşadığı stres, belki de bir canlının yaşayabileceği en büyük strestir.
Ama hikayenin asıl dikkat çekici kısmı bundan sonra başlıyor.
Zebra kurtulduğu anda duruyor. Nefesini topluyor ve ardından hiçbir şey olmamış gibi yeniden otlamaya devam ediyor. Çünkü tehlike geçmiştir.
Aslan da öyledir. Bir sonraki hafta av bulup bulamayacağını düşünerek kaygılanmaz. Başka aslanların kendisi hakkında ne düşündüğünü merak etmez. Daha büyük bir kayanın üzerinde oturan aslanı kıskanmaz. Sosyal statüsünü yükseltmek için entrika kurmaz.
Doğa, canlılara yaşamayı öğretmiştir.
İnsan ise düşünmeyi öğrendiği kadar kaygılanmayı da öğrenmiştir.
Belki de bu yüzden dünyanın en gelişmiş canlısı olduğunu iddia eden insan, bazen huzur konusunda bir zebranın bile gerisinde kalabilmektedir.
Bizler artık yaşadığımız olaylardan çok, yaşayabileceğimizi düşündüğümüz olaylardan yoruluyoruz.
Henüz gerçekleşmemiş ihtimaller için uykularımız kaçıyor.
Olmamış tartışmaların cevabını zihnimizde veriyoruz.
Gelmemiş günlerin yüzünü omuzlarımızda taşıyoruz. Yıllar sonra karşılaşabileceğimiz sorunlar için bugünümüzü harcıyoruz.
Sonra da hayatın neden bu kadar ağırlaştığını anlamaya çalışıyoruz.
İnsanların geriye bıraktığı iz, sadece şahsiyetiyle ölçülür. Bugün mezar taşlarına baktığınızda kimsenin kaç metrekare evde yaşadığı yazmaz. Kaç makam değiştirdiği, kaç kişi tarafından alkışlandığı yazmaz.
Yalnızca bir isim ve iki tarih vardır. Bütün kavgada o iki tarih arasına ne sığdığı ile ilgili.
Bir bakıyorsunuz, dün savunduğunu bugün inkar edenler var. Bir bakıyorsunuz, fikirleri değil makamları değiştikçe doğruları değişenler var.
Koltuğu korumak için gecesini gündüzüne katanlar, milletin derdini anlamaya vakit bulamıyor. Oysa siyaset, gelecek korkularının değil, bugünün sorunlarının çözüm üretme sanatıdır.
Bir ağacın gölgesinde oturup düşünmeye ihtiyacımız var, çocuklarımızın gözlerine biraz daha uzun bakmaya, dostlarımızın sesini biraz daha dikkatli dinlemeye…
Ne kadar güçlü olursak olalım, ne kadar zengin olursak olalım, ne kadar önemli görevlerde bulunursak bulunalım, hepimiz aynı gerçeğin yolcusuyuz.
Ve belki de insanın gerçek olgunluğu; geleceği planlarken bugünü kaybetmemekte, mücadele ederken huzurunu yitirmemekte ve koşarken neden yola çıktığını unutmamaktadır.
Doğanın ortasında otlayan o zebra bunu biliyor.
Asıl soru şu:
Biz biliyor muyuz?