Yerel medya grubunda rastladığım bir haber video ve o habere iktidar bürokratlarının tepkisi oldukça ilginçti. Ya da korkunç mu demeliyim bilmiyorum.
Görüntüye göre Yozgatlı çiftçi hem meramını anlatıyor hem de aracıyla köy meydanına getirdiği patatesleri yere döküyor.
İktidarın çiftçiye yönelik icraatlarını eleştiriyor.
Çiftçinin anasını bilmem ne yaptınız diye küfürlü bir kelime de kullanıyor ama muhatabı çiftçi olan bir küfür neticede…
Haliyle yetkili kurumlar harekete geçiyor. Henüz yargı işin içine dalmamış ama Ticaret Bakanlığı derhal devreye girmiş, soruşturma açmış.
Ticaret Bakanlığının soruşturma gerekçesi de "piyasa dengesini bozmak" ve "piyasada darlık yaratmak"…
Çiftçiye 1 buçuk milyon lira ile 17 milyon lira arasında idari para cezası uygulanabilecekmiş.
Henüz harekete geçmeyen yargı bürokrasini harekete geçirmek için de ‘halkı kin ve nefret duygusuna sevk ile Cumhurbaşkanı'na hakaret’ suçlarından savcılığa suç duyurusu yapılacakmış…
Görmüşsünüzdür, dünyanın her yerinde bu tür eylem ve protestolar yapılıyor. Çiftçi ürünlerini döküyor, traktör ve benzeri iş makineleriyle şehre hatta başkente iniyor, ürünlerini döküyor, yolları trafiğe kapatıyor falan.
Ama araştırdım, o ülkelerde protestocuların burnu bile kanamıyor.
Haberde geçen çiftçi CHP’li hem de CHP ilçe başkanı olduğu için özel muameleye tabi tutulmuş olabilir mi diye baktım.
Yok hayır, benzeri eylemleri yapanlar, hiçbir suç unsuru bulunamamışsa da trafiği aksatmaktan, genel kamu düzenini bozmaktan falan yargılanmışlar.
Biliyorsunuz bu ülkede iktidarı ve iktidar partisinin genel başkanını eleştirmek genellikle ‘halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek ve cumhurbaşkanına hakaret’ çerçevesinde değerlendiriliyor.
Çünkü artık iktidar partisinin genel başkanı aynı zamanda cumhurbaşkanı…
Üstelik cumhurbaşkanlığı eskisi gibi sembolik değil, bizzat icranın başı.
Dolayısıyla icraatlarını eleştirdiğinizde bizzat cumhurbaşkanının eleştirmiş oluyorsunuz. Bu eleştiri de genellikle hakaret olarak algılanıyor günümüz yargı bürokratları tarafından ve gereği yapılıyor.
Haliyle siyaset yapmakta zor bu durumda. İktidar partisinin lideri genel başkan sıfatıyla size ağzına geleni söylüyor, siz karşılık verdiğinizde hemen cumhurbaşkanı şapkasını takıp olayı ‘sen misin cumhurbaşkanına hakaret eden’ boyutuna döndürebiliyor.
İşte böyle durumlarda ‘eski Türkiye’ burnumuzda tütüyor.
Anlatmışımdır. Yıl 1979, Demirel başbakan…
Antalya'nın Manavgat ilçesinde vatandaşın biri, kahvehanede Süleyman Demirel'e sövüp saymış, hakkında dava açılmış.
Demirel olayın içeriğini soruyor. Durumu öğrenince de avukatı Yaşar Topçu’ya; “Bu hâkim ve savcı arkadaşlar bazen kantarın topuzunu kaçırıyorlar. Başbakana hakaret etti diye bir vatandaş tutuklanır mı yahu?.. Biz burada oturuyoruz haberimiz olmuyor. Yaptığımız uygulamalarla kim bilir adamı nasıl bunalttık ki, canını sıkmışız bize galiz küfürler etmiş. Hemen Antalya'ya o ilçeye git ve o vatandaşı hapisten çıkar. Tahliye et gel. Sevaba girersin” talimatı veriyor.
Yine Demirel…
Levent Kırca ekibi ‘Gereği Düşünüldü’ isimli oyunun oynandığı çadır, kar birikintisinden çöküyor, zarar büyük, oyun duruyor.
O zamanlarda kredi almak böyle kolay değil, torpil lazım. Durumu öğrenen Demirel; ‘Kredi çekerseniz ezilirsiniz, üzülürsünüz. Müsaade edersen bu parayı sana ben ödeyeyim. Geri vermenize de gerek yok’ diyor. Kendi çekinden yazıp veriyor.
Levent Kırca, ‘darılmazsanız ben bu parayı sizden alamam. Sizinle aynı görüşte değilim, bu parayı alırsam sizi eleştiremem’ deyince Demirel; ‘Bugüne kadar oynadın. Yerin dibine soktun beni, sana mani mi olduk? Al parayı git gene oyna’ diyor.
Levent Kırca anlatıyor; “Daha sonraki yıllarda, eşi Nazmiye Hanım'la gelip, bizzat onu eleştirdiğim oyunlarımı kahkahalar atarak izledi. Açtığım tiyatroların açılışlarını yapıp, kurdelelerini kesti.
Farklı bir hoşgörüye sahipti.”
Hoşgörü? Artık anlamını unuttuğumuz bir kelime haline geldi maalesef.
Yeni Türkiye’yi kabullendirmek için bize ‘eskiden ambulansları köpeklerin çektiği ülkeydik’ masalı anlatıyorlar ya, hadi öyle olsun, kabul…
Ama bütün bunları yaparken de ‘hoşgörülü siyasetçiyi’ aratmayın bize.
Ve vatandaşı ambulansları köpeklerin çektiği Türkiye’ye arar hale getirmeyin kardeşim!