Dün lider, reis, şeyh, başkan, önder sıfatlı kişilerin ani dönüşleri karşısında kafası karışıp uykusu kaçanlara bir öneri de bulundum.

Evet, ne zaman kafanız karışır ve uykunuz kaçarsa, son dönemde piyasaya sürülen ‘Ulü’l-emre itaat imanın gereğidir’ ve ‘lidere sadakat şerefimizdir’ hapını kullanın, rahatlar ve mışıl mışıl uyursunuz!

Bunun üzerine çok ama çok sevdiğim imam hatip kökenli hatta benden etkilenerek Ülkücü olan bir kardeşim ama en azından bazıları gibi beni kendi tabirleriyle ‘indirmeye’ gelmeyen bir kardeşim; “abi bu Erdoğan ve Bahçeli düşmanlığın seni korkarım ki Ülkücülüğünden de Müslümanlığından da edecek” diyerek bana Nisa Suresi’nin 59. Ayetini gönderip üzerinde tefekkür etmemi önerdi.

Gelin hep birlikte edelim…

“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin, sizden olan ulü'l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir.”

Pek çok muteber alime göre ayette geçen “ulü'l-emre de denilmesi, bunların itaat yükümlülüğü bakımından Allah ve Resulü gibi olmadıklarına, emirleri meşru (Allah ve Resulünün talimatına uygun) olmadıkça kendilerine itaat edilmeyeceğine işaret ediyor.

Yine “Hiçbir mahlûka, Allah emrine uymadığı takdirde itaat edilemez”, “Ancak meşru olan emre itaat edilir”, “Allah'a itaatsizlik sayılan emre itaat edilmez” mealindeki hadisler de bu kuralı açıkça teyit ediyor.

“Aksi yaklaşım, yalnızca sağlıklı bir akla değil, aynı zamanda Allah’a ve Kur’an’a da aykırıdır. Dahası, hiçbir kayıtla sınırlamaksızın “Allah’ın yöneticiye itaati emrettiğini söylemek” Allah’a da vahye de açık bir iftiradır” diyen alimler de var.

Dikkatinizi çekiyordur mutlaka, ‘herkes yarasını tarif eder’ deyiminde olduğu gibi sizin bu lider-şeyh-önder-başkan vesaire dedikleriniz ideolojilerini ve dini telkinlerini sürekli konumlarına, ihtiraslarına, beklentilerine ve çıkarlarına göre eğip bükme konusunda pek mahirdirler.

Yahu diktatör Kenan Evren bile bu ayeti kullanıp otoritesini pekiştiremeye çalışmadı mı bu ülkede?

Şimdi Allah aşkına! Onların ve bunların aklına uyup her ne olursa olsun, bir şekilde iktidar erkini eline geçirenlere tıpkı Allah’a ve Resulüne olduğu gibi itaat mı edeceğiz?

Ha, bu suçsa ve dinden çıkma sebebiyse eğer, o zaman Emevi saltanatına yani dönemin ulül-emrine itaat etmeyen, bu sebeple ömrü zindanda geçen mezhep imamımız Ebu Hanife mürtet (dinden çıkma) mi oluyor?

Yoksa asıl dinden çıkma veya Allah’ın emirlerine uymama, sizin o lider-şeyh-önder-başkanlarınızın otoriteleri zarar görmesin, kendileri zinhar tartışılmasın, konumlarına zeval gelmesin, karşılarına aday çıkmasın, çımanlar da hain ve mürtet ilan edilsin diye bir nevi Allah’ı bırakıp onlara tapmak mıdır?

En çok da imam hatip kökenlilerin bilmesi gereken bir örnek vereyim;

Bedir savaşında Hz. Peygamber ordu için yer göstermiş, savaş sanatını iyi bilen sahabeden birisi (rivayete göre Hubab b. Münzir) muhalefet etmiş, “Bu size vahiyle mi bildirildi, yoksa sizin kendi görüşünüz mü” diye sormuş, İkincisi olduğunu öğrenince fikrini beyan etmiş, fikir istişare edilmiş ve o zafer ortak akla, istişareye, bilgiye, ehliyete, liyakate uygun davranılmak suretiyle kazanılmıştı.

O sizin bugün ABD tavsiyeleri doğrultusunda tekrar canlandırmaya kalktığınız Osmanlı da padişaha kayıtsız şartsız itaat, sonsuz sadakat, padişahları yeryüzünün halifesi, Allah'ın yeryüzündeki gölgesi diye tanımlamak ve haliyle padişahların da halkı ‘kulları’ mertebesinde görmesi sebebiyle batmıştı.

Dolayısıyla kardeşim! Uydurulan dinin kullanıldığı ve çok büyük istismarların yapıldığı alanlardan birisidir siyaset…

Maalesef kendi şahsi görüşlerini hâkim kılmak isteyen lider-şeyh-önder-başkanlar, Allah’ı ve dini kullanarak insanlığı yönetmeye çalışıyorlar, biz de karşı çıkmanın dinden çıkmak olduğu safsatasına kapılıp onlara itaatin şeref olduğuna bile inanıyoruz.

Her Cuma dinlediğimiz gibi; Allah, yöneticilere emanetleri ehline vermelerini ve adaletli olmalarını emrediyor.

Ama biz yani halka, sadece kendi arzularının doğrultusunda hareket eden yöneticilere biat ve itaat etmenin emredildiği bir ayet ya da hadis yok…

Haliyle ulül-emre itaat bahanesiyle mukaddes dinimizin, ‘lidere sadakat şerefimizdir’ sözüyle kutsal davamızın istismar edilmesini seyretmek bir yana bir de desteklemek ve bu uğurda seminerleriyle Ülkücü olduğunuz abilerinize en hafif tabiriyle ‘laf sokuşturmak’ İslami ve Ülkücü bir tavır değildir. Olamaz…