Hapisteki seçilmiş başkanın bu feryadını duyun lütfen!

Diyor ki;

“Hakkımda verilen bu haksız karara karşı hukuktan doğan bütün haklarımı demokratik ölçüler içinde kullanma kararındayım. Kararlılığım, milletime verdiğim sözlerin gereğidir. Çünkü ben İstanbul’un “seçilmiş belediye başkanı” olarak en azından bütün İstanbul halkına karşı sorumluyum. Ve milletime verdiğim sözlere sonuna kadar sadakat göstereceğim.

Hukukun siyasallaştırması ve yargının siyasete alet edilmesi demokrasiyi yaralar. Demokrasi, hukuksuz yaşayamaz. Hürriyetlerin kullanılmadığı bir demokrasi düşünülemez. Ve hürriyetler, ancak hukuk yoluyla garanti adına alınabilir.

Bugün gelinen noktada, karanlık güç ve iktidar ilişkilerinin şekillendirdiği bürokratik ve idari mekanizmanın, nihayetinde yargıyı da etki alanına almış olması söylediklerimizi bir daha haklı çıkardı.

Bugün Türkiye, hızla içine kapanmakta ve milletin iradesi görmezden gelinmektedir.

Milleti ve ülkesini seven herkes, bu tehlikeli gidişe dur demekle sorumludur. Şimdi vatanseverlik demokrasiye sahip çıkmaktır.

Ülkemizde demokrasi giderek bir seçim metoduna dönüştürülmektedir. Halbuki demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir; aynı zamanda yargı ve yargıç bağımsızlığı demektir. Eğer bu iki bağımsızlık çiğnenirse demokratik bir görüntü altında baskıcı bir düzen kurulmuş olur.

Benim hakkımdaki bu kararla aynı zamanda Türkiye’nin aydınları, fikir adamları, sanatçıları ve başka siyaset adamları da benzer haksız suçlamalarla yargı önüne çıkartılmış ve bazıları mahkûm edilmiştir.

Benim ülkemin insanı, Türkiye’de doğmuş olmanın bir ceza, kötü bir kader olmadığını, kendi haklarının, kendi haysiyetlerinin dünyanın başka yerlerinde doğan insanlardan hiç de az olmadığını özgürce haykırabilmeli ve düşüncesini korkusuzca açıklayabilmelidir.

Aziz vatan topraklarının her karışında adalet istiyoruz. Bunun için demokratik mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Mücadelemizde kuşkusuz provokasyona gelmeyeceğiz. Ama baskıya da boyun eğmeyeceğiz.

Siyasi rakiplerimiz ve kendilerini iyi bilen güç ve çıkar odakları, seçim sandıklarında karşımızda duramayacaklarını, önümüzü kesemeyeceklerini iyiden iyiye anlamış olmalılar ki böyle bir yola başvurdular.

Tuttukları bu yol yanlış yoldur, çıkmaz sokaktır.
Çünkü adalet, gün gelecek yargıyı siyasallaştıranlara da lazım olacak.
Toplumdaki ortak paydalardan en önemlisi olan adalet duygusunu yaraladığınız zaman, yalnızca haksız mahkumiyetlere yol açmış olamazsınız. Bu ülkenin vicdanını da yaralamış olursunuz.
Bu kararı ve düşünce özgürlüğü kapsamındaki diğer yanlış kararları kendi çocuklarınıza izah edemezsiniz. Yaşadığımız dünyaya izah edemezsiniz.

Benim için değerli olan milletimin vicdanının sesidir. Siyasetteki yerimi de aziz milletim tayin edecektir.
Benim yükselmesini istediğim ses, bu sestir. Ben kendi sesimi milletimin sesinize katmak isterim.

Hakkımda verilen bu haksız karar, demokrasi mücadelemiz için yeni bir milattır. Yeni bir başlangıçtır.

Ama bu böyle gitmez, zira biz, zorbalığa ve baskıya değil, özgürlüğe ve millet iradesine inanıyoruz.

Bana yapılanın sebebi, baskıcı ve totaliter anlayıştır. Bunu sebebi, ülkenin maddi manevi değerlerini yağmalama isteğinden gözü dönmüş hukuk ve insani sınır tanımayan mafyatik yapılanmalardır. Fakat tekrar ediyorum: bu yol, yol değildir.

Bütün dünya değişen durumlarla ile uyumlu olmanın yollarını ararken, bizim ülkemizi muz cumhuriyetinin bile gerisine sürüklemek istiyorlar.

Hayır, bu ülkeyi dünyanın genel gidişinden sorgulamaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Ve bu millet, bu ülkede başı dik, onurlu, ayrıcalıktan uzak ve birinci sınıf vatandaş olarak aydınlık günlerin kardeşlik şarkılarını söyleyecekler.

Bu can bu tende oldukça, haksızlık karşısında susmayacak ve evrensel hukuk kuralları çerçevesinde milletin hukukunu savunmaya devam edeceğim.
Bunu yalnızca kendim için yapmayacağım; adaleti, hepimiz için, bütün Türkiye için arayacağım.
İşte bu yüzden düşünce özgürlüğünü arıyorum. Doğruları söyleyebilme özgürlüğünü arıyorum.
Çeteleşmiş zihniyetin değil, onurlu insanların yönetim anlayışını arıyorum.”

Bu haklı feryadı duydunuz ve hapisteki başkan İmamoğlu’nun feryadı sandınız değil mi? Değil…

Bu sözler kelimesi kelimesine yıllar önce hapis cezasına çarptırılan Erdoğan’a ait…

Dün söyledikleri ile bugün yaptıklarının yorumunu size bırakıyorum.