Her gün aynı çağrıyı duyuyoruz:
"Tasarruf edin."
Elektriği dikkatli kullanın, suyu boşa akıtmayın, harcamalarınızı kısın, kemer sıkın...
Peki vatandaş bunları yaparken bir soru sormaya hakkı yok mu?
Tasarruf sadece vatandaşa mı düşüyor?
Bugün pazara çıkan bir vatandaşın cebindeki para, geçen yıl aldığı ürünlerin yarısını bile alamıyor. Emekli maaşı ayın ortasını zor görüyor. Gençler iş bulmakta zorlanıyor. Kiralar uçmuş durumda. İnsanlar çocuklarının geleceği için kaygılanıyor.
Hal böyleyken milyonlarca liralık organizasyonlar, şatafatlı etkinlikler, gösterişli festivaller ve çeşitli eğlence programları düzenlenmeye devam ediyor.
Elbette kültür, sanat ve sosyal etkinlikler bir toplum için önemlidir. Kimse şehirlerin sessizliğe gömülmesini savunmuyor. Ancak vatandaşın aklındaki soru başka:
Ekonomik sıkıntının bu kadar derin hissedildiği bir dönemde öncelikler doğru belirleniyor mu?
Bir tarafta faturalarını ödemekte zorlanan insanlar...
Diğer tarafta milyonların harcandığı organizasyonlar...
Bu tablo ister istemez vicdanları sorgulatıyor.
Çünkü vatandaş ödediği her vergide aynı soruyu soruyor:
Benim verdiğim vergi nereye gidiyor?
Yeni bir fabrika mı kuruluyor?
Bir öğrenciye burs mu oluyor?
Bir deprem bölgesine yatırım mı yapılıyor?
Bir hastanenin eksikleri mi tamamlanıyor?
Yoksa birkaç gün sürecek gösterişli etkinliklerde mi harcanıyor?
Demokrasilerde vatandaşın vergisinin hesabını sorması en doğal hakkıdır. Çünkü o para devletin değil, milletin parasıdır.
Bugün toplumun büyük kesimi daha fazla eğlence değil, daha fazla refah istiyor.
Daha fazla konser değil, daha fazla istihdam istiyor.
Daha fazla gösteri değil, daha fazla adalet ve fırsat istiyor.
Vatandaş artık sadece tasarruf çağrıları duymak istemiyor.
Önce kamunun tasarruf ettiğini görmek istiyor.