ORTADOĞU coğrafyasında “Arap Baharı” bütün insicamı ile devam ediyor maşallah! Kuzey Afrika ülkelerinden başlayan “demokrasi rüzgarı” (!) Mısır ile Libya’yı rahata kavuşturduktan sonra Irak, Suriye ve İran’a kadar uzandı… Aradaki Lübnan gibi küçük devletleri zaten ezdi geçti!

Şimdi bu ülkelerde bırakın baharı, tam bir cehennem havası esiyor!

İnsanlık can çekişiyor…

BM’nin yardım konvoyları vuruluyor…

Harabelere sığınmış olan yüz binlerce insan tam anlamıyla bir “soykırım” muamelesi görüyor…

Ve geçen haftaki “acil” BM oturumunda yapılan kınamalar, protestolar, çatışmaları durdurma ve “ateşkes” çabaları hiçbir işe yaramıyor…

Zaten BM’nin üzerine çoktan toprak çekilmiş, Fatiha okunmuş!

Pekiyi o zaman dünyadaki bu ateş çemberini kim ortadan kaldıracak?

Bu coğrafyada kümelenen irili ufaklı ülkeler ne zaman gerçek demokrasi ve insan haklarına kavuşacak? Zalim ölüm, soykırım, katliam ve sürgün faaliyetleri bu ülkeleri ne zaman terk edecek?

Soru üstüne soru, binlerce soru… Lakin kimse gelecek konusunda doğru tahmin ve bir öngörüde bulunamıyor!

Zira şu anda dünyayı yöneten liderlerin birçoğu -başta Trump, Netenyahu ve Putin olmak üzere- deli ve ne yapacağı belirsiz!

DÜNYA TARİHİNDE ENDER BİR DURUM

Aynı zamanda böyle çılgın liderler göreve gelir mi?

Bal gibi gelir…

Bugün dünyada “süper güç” olarak kabul edilen ABD’nin başındaki zatın bir gün önce dediği, bir gün sonrasını tutmuyor… Zaten bu zat, “Göreve gelir gelmez Rusya-Ukrayna savaşını 24 saat içinde bitireceğim” diye tüm dünyaya söz vermemiş miydi?

Bu savaşı sonlandırmak bir yana, Ortadoğu coğrafyasındaki kargaşaya ateş taşıyarak daha da alevlenmesini, bölge ülkelerini birbirine düşürmesini sağladı.

İşte son İran ile İsrail arasında yaşananlar… Bir delinin elindeki ABD, 12 gün süren savaşlarda baktı ki, İsrail tek başına İran’ın üstesinden gelemeyecek, hemen devreye girdi ve terör ülkesinin yanında yer alarak ağır bombardıman uçaklarıyla İran’ı iyice bitirdi!

SURİYE’NİN HALİNE BAKIN!

ABD, İsrail ve maalesef ki biraz da Türkiye’nin desteklediği “Özgür Suriye Ordusu” diktatör Esad’ı devirdi ve yerine, başına ödüler konan Ahmet El Şara adında bir teröristi koydu.

O da ABD ve İsrail’in iliştirdiği bir aşırı dinci ve radikal bir yapıdan geliyordu; Suriye’de birlik sağlama yerine, çok bölünmüşlük ve çatışma ortamlarına destek verdi.

Paramparça olmuş bir Suriye’yi; düne kadar terörist olarak aranan bir şahıs nasıl derleyip toparlayacak? Zaten Suriye’nin demokratikleşmesini, birleşmesini ve güçlenmesini kim istiyor ki?

Birbirlerini yesinler, güçlerini tüketsinler ki, İsrail’e kolay lokma haline gelsin! Bütün meselenin arkasında işte bu Siyonist düşünceler yatıyor!

Bu açıdan bakınca şunu sormak lazım;

DİKTATÖRLERİ BİLE ARATTILAR!

“Acaba Esat’ın devrilmesi Suriye’nin lehine miydi yoksa aleyhine mi?”

Ona keza Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek… Evet, hepsi diktatördü ve ülkelerinde birçok “antidemokratik” uygulamalar vardı. Demokrasiden uzakta bir “oligarşik” ya da “krallık” ile yönetiliyordu buralar…

Lakin gelin görün ki, şu andaki durumları daha kötü ve içler acısı… Şimdi sıradan bir Suriyeliyi çevirin ve şöyle sorun:

“Siz Esat yönetimini mi yoksa Ahmet El Şara yönetimini mi tercih ederdiniz?” diye…

Göreceksiniz, %95’i “Esat yönetimini” diye cevap verecektir.

Çünkü bu topraklara ne “demokrasi” geldi, ne “Arap Baharı” ve ne de barış… Tam tersine “alev alev” yanan bir Ortadoğu bıraktılar.

Ortadoğu’nun tutuşmasına, yerle yeksan olmasına sebep olanlar, ateş taşıyanlar; haydi şimdi ayıklayın pirincin taşını!

***************

ANLAMLI SÖZ

“Demokrasinin ruhu, bir takım şeyleri ortadan kaldırarak elde edilebilecek bir şey değildir. Demokrasi, kalbin değişmesini gerektirir…"

GANDHİ

***************