Dün ‘İnsanın en şerlisi Allah ile aldatandır’ dedik.
Aldatanların pek umurunda olmadığını bildiğimiz için en azından Allah ile aldananları uyarmak ve uyandırmaktı maksat...
Onlar uyansınlar ki Allah ile aldatanlara aldatacak kimse kalmasın.
Çünkü Firavunları Firavun yapan tebaasıdır. Onlar olmasa Firavunlar aç kalır ve ortalıkta Firavun falan kalmaz.
Firavunlar, cahiliye dönemi Araplarının puta benzeyen helva yapıp sonra ona tapması misali insanlığın eseridir.
Yani gökten zembille inmezler, onları biz yaratır ve sonra onlara yine bizler taparız.
Hesap günü geldiğinde de Firavunlar Firavunluklarından dolayı, bizler de Firavun yaratmaktan, ona tapmaktan ve dolayısıyla şirk gibi en büyük günahı işlemekten yargılanırız.
O gün ‘kandırıldım, aldatıldım, şeyh/şıh/gavs/reis/bilge lider ya da her ne haltsa onlar beni yanlışa sevk ettiler, ben masumum, ben değil beni yönetenler suçludur’ demenin bir yararı olmaz.
Çünkü aldananlar da aldatanlar kadar suçludur.
Kimileri der ki ama Peygamber efendimiz ‘başınızda simsiyah bir Habeşli olsa bile ona itaat edin’ buyurmuş. Dolayısıyla ‘şeyh/şıh/gavs/reis/bilge liderlere itaat ve sadakat şeref değil mi’ diyenler olacaktır.
Değil evladım, değil.
Böyle bir hadis varsa da buradan o manayı çıkarmak mümkün değil.
Başınızdakinin bazı fiziksel özelliklerine, soyuna sopuna değil ilmine, takvasına ve icraatlarına bakın uyarısını, her ne halt ediyorsa siz ona itaat ve biat edin manası yüklemek ancak sizin o şeyh/şıh/gavs/reis/bilge liderlerinizin üçkağıtçılığıdır.
Nitekim açın Ahzab Suresi 67. Ayette Yüce Mevla şöyle uyarıyor;
“Ve diyecekler ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten biz ’Sadat’ımıza (bazı tarikat ve maneviyat rehberlerimize ve hoca efendilerimize) ve ’Kübera’mıza (devlet, siyaset ve servet büyüklerimize aldanıp haksız ve ahlâksız işlerine) itaat ettik. (Bu iki sınıfın vaazlarına ve vaatlerine inanıp peşlerinden gittik. Onlar ise bizim iyi niyetimizi ve teslimiyetimizi istismar edip, bizleri kâfir ve zalim sistemlere peşkeş çektiler.) Böylece onlar bizi Hakk yoldan saptırmışlardı.”
Ah be yavrum, şeytan diyecek halleri yok ki. Seni şeytanla kandıramayacaklarını bilmiyorlar mı?
Dün dedim, seni Ebu Lehe ile değil ‘Ömer’ diyerek onun ahlakı ve onun adaleti ile kandırdılar.
Bakın bakalım şimdi “Yanlış yaptığımızda uyarmazsanız sizde hayır yoktur. Uyardığınızda yanlıştan vazgeçmezsek bizde hayır yoktur” düsturuyla hareket ediyorlar mı?
O’nun gibi “Ben haktan ayrılırsam, hata yaparsam ne yaparsınız” diye sorup “Seni kılıcımızla düzeltiriz” sözlerini duyunca da ellerini açıp “Ya Rabbi! Sana şükürler olsun ki ben gaflete düşersem, senin adaletinden ayrılırsam, beni kılıcıyla doğrultacak cemaate sahibim” diye secdeye kapanıyorlar mı?
Yoksa etraflarında onları uyaranları değil aksine yalaka ve dalkavukları mı barındırıyorlar?
O Ömer ki en çok korktuğu şeylerin başında yalakalık ve dalkavukluk gelirdi.
Tayin ettiği valilerden biri, Cuma hutbesinde Ömer’i aşırı övünce, bir Sahabe valiye müdahale etti, haliyle suçlu muamelesi görüp Hz. Ömer’in huzuruna getirildi.
“Tayin ettiğin vali, hutbede seni öyle övdü, öyle övdü ki bu söz, cemaatin üzerinde sanki fazilet yönünden senin Hz. Ebubekir’den daha üstün olduğun izlenimini bıraktı. İşte bu yanlış düşünceyi zihinlerden silmek için müdahale ettim” diye olayın iç yüzünü anlatınca Ömer ne yaptı?
O zattan özür dileyip dua istedi ve kendisini öven valiyi hemen görevden azletti.
O Ömer ki, danışmanlarını dalkavuklardan değil, gerekirse kendini eleştirecek ve düzeltecek olanlardan seçti.
Bu örnekleri günümüzün sözde İslam’ı referans alan siyasetçileriyle kıyaslayın lütfen!
Ben kıyasladım, bugünün siyasetçilerini yüceltmek için o şirk dolu sözler, mesela (genel başkanımız bizim peygamberimiz gibidir) sözü Hz. Ömer için söylenmiş olsa ve bugünkü yalakalıklar ona yapılmış olsaydı ne olurdu biliyor musunuz?
Ben söyleyeyim; İlah ya da peygamber yerine konulan Hz. Ömer önce bu sözleri söyleyen yalakaların kellesini alır sonra da ‘ben nerede hata yaptım’ diye sabahlara kadar tövbe istiğfar eder ve kendini sorgulardı.
Anladınız siz onu…