Türkiye’de bir terör örgütü, bir diğeri başlamadan bitmez. EOKA biterken Asala, Asala biterken PKK sahneye sürülür. PKK’nın en azından yurt içinde tedavülden kaldırıldığı şu günlerde, yine, yeni ama bu kez dinci bir terör örgütü piyasaya sürülecektir.
Osmanlı’yı etnik köken ve inanç farklılıkları üzerinden parçalayan emperyalistlere, yeni Türkiye devletinin laik ve ulus devlet anlayışıyla kurulması büyük bir şok yarattı.
Öyle ya etnik köken üzerinden yürüseler, artık herkes ‘ne mutlu Türküm diyene’ ekseninde ayrımsız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı, haliyle tutmazdı.
İnanç farklılıkları üzerinden yürüseler, Laiklikle birlikte farklı inançlara farklı muamelenin ortadan kalkması oyun alanlarını daraltıyordu.
Şeytani bir planla, farklı inançlar üzerinden değil, bizzat Laiklik anlayışının din düşmanlığı olduğu üzerinden yürüdüler.
Dikkatinizi çekeyim, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet döneminde çıkartılan emperyalist güdümlü bütün isyanların bahanesi hilafetin kaldırılması ve laiklik devlet anlayışının uygulanmasıydı.
Sadece, en son PKK, etnik köken üzerinden bölücü bir terör örgütü olarak ve ısrarla söylüyorum Asala’nın devamı niteliğinde sahneye sürüldü ki örgütün üst düzey yöneticileri arasında Kürt görmeniz pek mümkün değildir. Apo denen bebek katili dahil alayı Ermeni kökenlidir.
Dolayısıyla tamam çok canımızı yaktılar, can, vakit ve nakit kaybına sebep oldular ama amaçlarına ulaşamadılar, ülkeyi bölemediler, artık etle tırnak olan Türk ve Kürt çoğunluk bu oyuna gelmedi.
Emperyalistlerin son zamanlarda dinci terör örgütlerini kullanarak oldukça başarılı işgaller gerçekleştirdikleri hepimizin malumu…
Kaldı BOP çerçevesinde başlatılan Arap Baharı stratejisi ancak dinci terör örgütleri ve CİAsal İslamcı mezhep ve tarikatlar sayesinde başarılı olabildi. Son Örneği de DEAŞ ve Suriye’de yaşananlar…
Emperyalistlerin Türkiye’ye yönelik taktik değiştirdiği pek sır değildi. Sınırlarımızda çıkarılan savaşlar, komşu ülkelerin bölünmesi, milyonlarca sığınmacının ülkemize doluşturulması, nüfus yapımızın bozulması, ekonomimizin yerle bir olması hep bir oyunun parçasıydı.
İpini koparıp gelenler kadar, zamanı gelince kullanılmak üzere bilinçli gönderilenler de oldu elbet.
Bütün bunlar bize ümmet, hicret, ensar-muhacir ve din kardeşliği sosuyla yutturuldu.
Nitekim yeni strateji de bu soslarla yutturulacak. Emperyalistlerin en büyük kozu bizim dini hassasiyetlerimiz olacak.
Bunca tarikat ve cemaatlerin önü boşuna açılmadı bu ülkede ve ümmetten onca sığınmacı boşuna yağdırılmadı.
Din deyince orada duracaksın. Şahsen benim en çok korktuğum alandır. Çünkü insanın en kolay istismar edildiği, istismara uğrayanların din adına din kardeşini rahatlıkla öldürebildiği, aynı dine mensup insanların birbirlerini Allah’u ekber nidalarıyla katledebildiği, çoluk, çocuk ve kadınların tereddüt etmeden kendini patlatabildiği bir başka motivasyon kaynağı yoktur.
Din denilince akıl tatile çıkıyor maalesef.
Akıl süzgecinden geçirilmeyen bir din ile bir dini terör örgütünün hakkından nasıl gelinir, ben bilemiyorum.
Böyle bir saldırı ile muhatap olduğumuzda, o devasa bütçesiyle ama kuruluş misyonuna ihanet eden bu Diyanet İşleri kafası ile bu tür belaların üstesinden gelinebileceğine inanamıyorum.
Ben, çeyrek asırdır Diyanet İşlerinin “İslam’da ermiş anlamında veli, kutup, kutupların kutbu, mürşit, şeyh, gavs, tekke, dergâh, zaviye yoktur” dediğini, bu soytarılarla ve oluşumlarıyla mücadele ettiğini görmedim.
Yahu ben Diyanetin çıkıp adam gibi laikliği ve cumhuriyeti övdüğünü bile görmedim. Hoş Atatürk’le ve onun eserleriyle aralarının pek hoş olmadığını artık herkes biliyor.
Ya geç Diyaneti, böyle bir terör örgütü muhatap olduğumuzda kahraman güvenlik güçlerimiz haklarından gelir, diyeceksiniz. Emin misiniz?
15 Temmuz kalkışmasının temel motivasyonu din idi, milleti ve Meclis’i bombalayan askerler ABD’den gelmedi. Ama emir ABD’nin kullanışla aparatından geldi o belli…
Emniyet teşkilatımızın durumu da pek farklı değil. Pek çok bakanlık ve kurum gibi oraya da cemaat ve tarikatlar sızdırıldı.
Dolayısıyla dostlar, yılın son günlerinde yaşadıklarımız, belki de bu yılbaşı gecesi yaşayacaklarımız, yeni yılda yaşayacaklarımızın fragmanıdır maalesef.