Sadece yandaş basını takip edenlerin pek haberi yoktur ama asrın yolsuzluğu denilen davada tahliyeler başladı.
Yaklaşık bir yıldır haksız ve hukuksuz bir biçimde hapis tutulanların en azından bir kısmı özgürlüklerine kavuştu.
Bu tür yargı facialarının ardından aklıma takılan ilk soru, bedelini kimin ödeyeceğidir. Bugün üşenmedim, araştırdım. Şu kadarını söyleyeyim ki bu satırları okuyan ‘sen’ ödeyeceksin.
Yani biz ödeyeceğiz, izim vergilerimizden oluşan ve birikimleri hesapta bize hizmet olarak dönmesi gereken hazine ödeyecek.
Yani sana dönmesi gereken, mağdurların tazminatına aktarılacak.
Peki, bir kısmı yargı mensuplarının kişisel davranışlarından ama büyük bir kısmı kutsal erkin dayatmalarından oluşan hukuksuzluğun bedelini biz niye ödüyoruz? Bilemem belki de Almanya ve Avrupa bizi biraz daha kıskansın diyedir!
Biraz açayım; Haksız tutuklama, gözaltı, yakalama, zanlıların malvarlıklarına elkoyma sebebiyle tazminat davası ancak Devlet aleyhine açılabiliyor.
Peki yanlış, haksız karar verenler?
‘Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder’ deniliyor ama öylesine şartlar var ki o şartlar oluşana kadar, atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş oluyor.
Bakın, biz bu yeni ucube rejim sayesinde çoktan unuttuk ama medeni, çağdaş, demokratik hukuk devletlerinde birine verilen her yetkiye karşılık omuzlarına da bir sorumluluk yüklenir.
Yani hiçbir yetki sınırsız ve hiçbir yetkili sorumsuz değildir. Kaldı ki sorumluluk, yetkinin kafaya göre kullanılmasına engel olur.
Yargı mensupları özelinden gidelim.
Hele ki özel yetkili veya iktidar erkinin ‘benim savcım’ dediği yargı mensuplarının, yetkilerinin sınırsız olduğunu bizzat yaşayarak görüyoruz.
Peki sorumluluk? Yani hatalı bir işleme karşı yaptırım?
Öyle ya yetkili kişi önce Allah’tan korkacak, sonra o görevi ona veren devletten…
Peki kişi Allah’tan korkmuyor ve devlet erki de bırakın hesap sormayı aksine teşvik ediyorsa?
Hatta işine gelmeyen kararlar karşısında yargı mensuplarına uygulanan teminatları bile ortadan kaldırıyorsa?
Yani ‘benim işime gelen kararları verdin, verdin, vermedin ayvayı yedin’ anlayışı hüküm sürüyorsa?
Ve nihayetinde yanlış uygulamadan kaynaklanan tazminatı bile ‘devlet’ ödüyorsa?
İşte o zaman yandığımızın resmidir…
Nitekim cayır cayır yanıyoruz. Son anketlerde yargıya güvenin yüzde 20’lere düşmesi de bunun göstergesi değil mi?
Bir yandan yargı mensuplarını baskı altına alacaksın, öbür yandan hakim teminatı yani hâkimlerin bağımsız ve tarafsız karar verebilmelerini sağlamak amacıyla anayasal güvence altına alınan, azledilememe, özlük haklarının korunması ve belirli yaşa kadar görevde kalma haklarını kapsayan temel ilkeleri çiğneyeceksin ve bu toplumdan da yargıya güvenmelerini isteyeceksin, mümkün mü?
Hadi canım sen de bu ülkede hakim teminatı yok mu, diyenlere; Var… Vallahi kağıt üzerinde mükemmel bir hakim teminatı var.
Anayasamıza göre; “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler. Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”
Peki uygulamayı kim yapar? Yeni adıyla HSK yani Hakimler ve Savcılar Kurulu. Bu kurumun başı kim? Adalet Bakanı Akın Gürlek.
Ben size özetliyeyim, HSK’nın ne kadar bağımsız olduğunu siz hesap edin.
Hakimler ve Savcılar Kurulu 13 üyeden oluşuyor. Adalet Bakanı ve Bakan Yardımcısı doğal üye…
Kalan 11 üyenin 7'si TBMM yani sandalye sayısı itibarıyla Cumhur İttifakı, kalan 4'ü Cumhurbaşkanı seçiyor.
İşte bu kurul yargı mensuplarını yönetiyor. Artık nasıl yönettiğinin yorumunu da siz yapın!