Seçim sonuçlarını değerlendirirken, olup biteni siyaset bilimi ile açıklama şansımız yok, bu artık klinik vakadır demiştim. Bu tezimi destekleyen sosyolojik vakalara örnek vereyim.
“Toplum, bir kurtarıcılar cehennemidir” diyor Cioran, evet bir kurtarıcılar cehennemi…
Seçim vesilesi ile hangi yöne yüz çevirsek bir kurtarıcı ve bu sahtekar kurtarıcıyı omuzlayan bir güruh ile karşılaşıyoruz.
Bir farkla ki, ak ile kara, at ile it izinin birbirine karıştığı şu hengamede kurtarıcılar daha çok kurumsal kimliklerle karşımıza çıkıyorlar.
O kadar yüksek perdeden atıyorlar ki… Bilmediğimiz ne kadar çok esaretin altındaymışız!
Kimi bizi geçmişin karanlığından, kimi bir türlü olgunlaşamayan toplumdan, kimi dinsizlikten ve imansızlıktan, kimi derin devletten, kimi Kürtlerden, kimi Türklerden, kimi askerden, kimi dincilerden, kimi Avrupa’nın gizli emellerinden, kimi Amerika’nın sinsi bölme planlarından, kimi her taşın altından çıkan siyonizmden, kimi içerdeki gizli düşmanlardan ve işbirlikçilerden, kimi enflasyon canavarından, kimi trafik canavarından, kimi köhneleşmiş bir şahsiyetten, kimi gerici bir zihniyetten, kimi fukaralıktan, kimi burjuvalardan….dan…dan…
Ve doğal olarak her kurtarıcının bizi götürmek istediği bir cennet var ki, işte orası bir diğer kurtarıcının cehennem olarak bellediği ve bellettiği kabus..
Toplumlar, daima bir bireylerden farklı tahayyül eder ve ona göre davranırlar.
Binlerce insan daima Godot’yu bekler durur. Çünkü insanlarda muazzam bir “adlatılma arzusu” da vardır. Onlar gerçeği ve olanı değil, olmasını istedikleri şeyleri duymak isterler, ve ekmek arası döner arkası konserlere yüzde yedi oy verirler.
İnsanlar, bilinçlerini ve umutlarını iğfal eden kurtarıcıları alkışlamaktan vazgeçip, onlardan paçayı sıyırdıkları gün, aradıkları şeyin kapılarının hemen eşiğinde olduğunu göreceklerdir.
AKP iktidarı yönetim tarzı ile toplumun aklını dönüştürdü, toplumun idrak kanallarını tıkadı. Böylece ortaya bir tuhaf toplum manzarası çıktı. AKP tarafından hipnoz edilen toplum neyi savunduğunu, neye karşı çıktığını bilmeden tepki veriyor.
Bunun en bariz örneğini geçtiğimiz aylarda Danıştay'ın Ankara'da ulaşım fiyatlarını 6 yıl öncesine çeken kararı almasından sonra Recep Tayyip Erdoğan'ın bir toplantıda bu kararı eleştirmek için "Biliyorsunuz Danıştay Ankara'da ulaşım fiyatlarını 6 yıl öncesine getirdi" demesinden sonra salondaki halk bu eleştiriyi desteklercesine alkışlamaya başladı.
Yanlış anlaşıldığını gören Başbakan, "Vatandaşım ilk anda bunu anlamayabilir" sözleriyle konuya açıklık getirdi. Orada toplanan halk bu sefer kendi aleyhinde olan durumu da çılgınca alkışladı.
Recep Tayyip Erdoğan fiyatların düşürülmesini eleştiriyor ve zammı destekliyor, halkımız da ekonomik krizde inim inim inlerken hangi noktada duracağını bilmiyor.
Özellikle AKP'nin hipnozunda olan toplum, iyi olan nedir, kötü olan nedir birbirinden ayırt edemez duruma gelmiştir. AKP nereye sürüklerse oraya doğru düşünmeden gitmektedir.
Danıştay kararı karşısında menfaatine olan durumu dahi idrak edemeden Recep Tayyip Erdoğan'ı alkışlayan bu kalabalıkların tek örneği bu değildir.
Recep Tayyip Erdoğan bir konu hakkında bir açıklama yapıyor, kalabalıklar alkışlıyor 2 saniye sonra Recep Tayyip Erdoğan o açıklamasının tam tersini söylüyor, aynı kalabalıklar onu da alkışlıyor. Bu normal bir hal değildir. Sosyolojik bir vakadır.
AKP'nin son parti kongresinde de buna benzer manzaralara şahit olmuştuk…
Recep Tayyip Erdoğan kongre konuşmasında PKK'lı sanatçılara övgüler yağdırıyor, kalabalık alkışlıyor, aynı konuşmasında milli sembollerden, kişilerden bahsediyor aynı kalabalık onu da alkışlıyor.
Türkiye çok kötü bir buhran yaşamaktadır. AKP iktidarı elinde bulunan yönetim devam ettiği sürece Türkiye'nin tüm değer yargıları alt-üst olacaktır.
Toplum duyarlılığını, sağlıklı düşünme anlayışını tekrar kazanmazsa, AKP bu durumu fırsat olarak kullanmaya devam edecek, kazanan yandaşlar, kaybeden Türk milleti olacaktır.
AKP'nin toplum üzerindeki psikolojik harekâtına karşı direnç göstermek ve bunlardan kurtulmak artık şart olmuştur.
Birey ve toplum kendi hakkını gasp eden, elinden alan bir siyasi iradeye karşı kayıtsız şartsız destek veremez.
Bu durum insanın onuruna, erdemine asla yakışmaz.
Hakkını aramak, hakkını korumak zaten yüce Allah'ın insana emrettiği bir ölçüdür.
Reis ne derse doğrudur şeklinde alkışlayan mantık köle anlayışını kabul eden bir mantıktır.
O, halka hakaret eder, alkışlarsınız, o, vatana her konuda zarar verir, alkışlarsınız, o, İslam'a en büyük ihanetleri gerçekleştirir, alkışlarsınız, o, sadece kendini ve yandaşlarını düşünür, alkışlarsınız, o, Türkiye'den önce ABD-AB'nin menfaatleri için çalışır, alkışlarsınız, o, günden güne zenginleşirken, halkı fakirleştirir, alkışlarsınız…
Bu duruma tutulan her alkış, Türk insanının geleceğini karanlığa doğru sürüklemektedir.
Bugüne kadar olumlu bir davranış sergilemeyen AKP'nin alkışlanması, AKP'den sonra iktidara gelecek ve samimi bir şekilde AKP'nin partiler için gerçekten oldukça zorlanacağı günler olacaktır.
Çünkü neyi alkışlayacağını bilmeyen bir toplum, AKP'nin Türkiye'ye kazandırdığı en büyük kötülük olmuştur.