Şehrimizin nefesi, suyu, turizmi, doğası ve daha fazlasıyla Sapanca…
Son yıllarda yağışların azalmasından ve mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcaklıklardan dolayı kaynakları azalan ve suyu çekilen Sapanca Gölü dikkatleri üzerine çekmişti. İklim krizi ve su yönetimi tartışmalarının yanı sıra gölde asıl dikkat çekici olan kanunsuz şekilde yükselen ve gölün içine kadar uzanan yapılardı.
Çekilen suyun ardından göl kıyısında yürürken bile fark edilebilen kaçak su boruları hafızalarımıza da kazındı. Göl için artık çözüm odaklı ve göle nefes aldıracak bir adım atılması gerekiyordu.
Ayrıca göldeki suyun geri çekilmesi, sadece yağışların azalmasından değil; plansız su kullanımı, artan nüfus baskısı ve yeterince sürdürülebilir olmayan politikaların bir sonucuydu.
Geçtiğimiz senelerde bu durumdan vatandaş yeterince muzdarip oldu. Artık buna bir el atılması gerekiyordu.
İlk adım Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’dan geldi. SASKİ’ye verdiği talimatla kaçak yapı ve iskelelerin yıkımına başlandı. Çünkü ortada hukuksuz bir yapım vardı. Bunun yanı sıra gölden çekilen kaçak sular orantısız şekilde ve arıtılmadan tekrar göle karıştırılıyordu. Bu yıkımlar sayesinde kaçak boruların ortaya çıkması yıkımın haklı sebeplerinden biri oldu.
Bu adımının ardından şehir adeta ikiye ayrıldı.
Bir yanda yapıların bin bir emekle yapıldığını savunan bir kesim, bir yandan tüm bu yapıların göle verdiği zarardan dolayı doğru bir adım atıldığını savunan kesim oluştu. Bende atılan bu adımın doğru olduğunu düşünenlerden biriyim. Şehrimin göz bebeği olan Sapanca Gölü’nün etrafında özgürce gezmek isterim. Sit alanı olan bir bölgede neden para verip vakit geçireyim?
Peki sonrasında süreç nasıl gelişti?
SASKİ, kıyıdaki kaçak yapıların yıkımına devam ediyor.
Bu süreçte Büyükşehir Belediyesi gölün Serdivan tarafındaki Sapanca Huzur Koridoru Projesi’ni çoktan bitirmişti bile. Bu projeyle şehre hem yeni bir sosyal donatı kazandırılırken hem de Sapanca’nın halka ait olduğunun da altı çizildi bir nevi. Hatta geçtiğimiz günlerde orada düzenlediği 1. Bahar Koşusu’yla vatandaşların doğayla iç içe spor yapabileceği bir alan olduğunu da göstermiş oldu.
Gölün Sapanca tarafında ise toplamda 26 kilometrelik Sapanca Park Projesi’nin tanıtımı yapılmıştı. Bakın 26 kilometre özgürce ve karşılıksız vatandaşın hizmetinde olacak. Düne kadar birilerinin kaçak şekilde gölden su çekerek yapılarını kurup, vatandaşın hakkına girerek kazanç sağladığı göl kıyısı artık vatandaşın diyor Başkan Yusuf Alemdar. Takdir edilesi bir durum.
Başkan Yusuf Alemdar, dün Büyükşehir Belediyesi meclis toplantısında yaptığı konuşmada “Sapanca Gölü’nün etrafında çocuklarımızın bir baştan diğer başa yürüyebildiği, piknik yapabildiği bir hale gelmesi için değil siyasetimi, canımı ortaya koyarım” diyerek Sapanca konusunda ki kararlı duruşunu da sergilemiş oldu.
Şimdi projelere farklı bir açıdan bakalım. Prosedürler tamamen doğru uygulandığında bu projeler betonlaşmanın önüne geçen, kıyı şeridini koruyan ve doğal yaşamı merkeze alan sosyal donatılar olacak. Yürüyüş ve bisiklet yolları, parklar ve piknik alanları… Bunların hepsi doğaya rağmen değil, doğayla birlikte tasarlanınca şehirle bütünleşebileceğiz.
Sözüm ona, Sapanca Gölü’nü; ekolojik dengeyi koruyan projeler, bilinçli su tüketimi ve sürdürülebilir politikalarla korumak zorundayız. Çünkü bir tane daha Sapanca’mız yok.
Güzel haberler de var tabii. Son günlerde artan yağışlarla gölde sevindirici bir yükseliş başladı. Bu yükselişin getirdiği umut, bize gölü hala korumamız için bir şansımız olduğunu gösteriyor.
Evet doğa kendini toparlayabiliyor ama bu süreç sınırsız değil. Rahat davranmamak gerek. İklim krizlerinin hat safhaya vardığı bu günlerde su bizim en büyük yaşam kaynağımız. Bu durumda; bölge halkından, turistlere, yatırımcılardan, yerel yönetime kadar suyumuzu korumak hepimizin sorumluluğu.
Sapanca’yı nasıl hatırlamak istiyorsak, o kadar sorumluluk almalıyız…