Sıra Mansur Yavaş’a ne zaman gelecek diye beklerken önce bir konser harcamaları balonu patlatıldı. Ne imiş de faturalar kabartılmış, kamu zarara uğratılmış!
Haliyle bu sudan bahaneye karşılık AKP’li belediyelerin konser faturaları ortalığa saçılınca, konunun bumerang misali kendilerini vuracaklarını anladılar, olayı soğuttular.
Bu sabah da ‘2023 yılında Karabük'te düzenlenen bir mitingde Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne ait 6 otobüsün kullanıldığı iddiasıyla, Mansur Yavaş hakkında soruşturma izni verildi’ haberiyle uyandık.
Yine trajikomik hatta yine bumerang misali dönüp dolaşıp iktidarı zora sokacak hamlelerden birisi daha.
İktidar partisi, kendi yaptıklarını unutuyor veya unutturduğunu sanıyor da bu sebepten mi bizzat faili olduğu olayları muhalefetin önüne getiriyor, anlamak mümkün değil?
Yahu bu bir suçsa, yani bir partinin kamu imkanlarını kullanarak seçim çalışması yapması ya da seçimlerde kamu araçlarını kullanması suçsa, bunu icat eden parti hangisi?
Seçim dönemlerinde gideceği illerde açılış töreni bahanesiyle seçim çalışması yapan, mitingleri bedavaya getiren ve hatta görev gereği yolluk bile alanlar hangi partiden?
Tören bahanesi ile öğrencilerden tutun da kamu görevlilerine kadar miting meydanına yığdıran parti hangisi?
Sen, devlet ve kamu imkanlarını dibine kadar kullan ama başkalarını suçla. Yok öyle yağma…
Etrafımız ateş çemberi, burnumuzun dibinde her an bize de sıçraması muhtemel bir savaş var. Ama iktidarın umurunda değil, varsa yoksa CHP ile savaş ve kavga…
Milli birliğe, beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz zamanlardayız, nitekim bebek katiline bile sarılıyoruz ama hiçbir kardeşlik projesinde CHP’ye yer yok.
Artık herkes biliyor ki iktidarın derdi ülkenin bekası, geleceği falan değil, iktidarın bekası ve geleceği…
Ve öyle anlaşılıyor ki bunun için yapamayacakları kötülük yok…
Bakın ülke ekonomisi perişan, iflasın eşiğindeyiz.
Diyeceksiniz ki savaş var, normal…
Hayır efendim! Ekonomiyi perişan eden ABD-İsrail ve İran savaşı değil. Asıl sebep iktidarın CHP’ye açtığı savaş…
Deniz Zeyrek köşesinden bir grafik aktardı. Buna göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 19 Mart 2026 günü itibariyle sahip olduğu Uluslararası rezervleri gösteriyor.
Rezerv dediğimiz, Merkez Bankası’nın uluslararası ödemeleri karşılamak, TL’yi desteklemek ve ekonomik krizlerde istikrar sağlamak amacıyla tuttuğu yabancı para, altın vesaire ve diğer likit varlıklar.
Grafikte üç büyük kırılma var.
En büyük kırılma 19 Mart 2025 günü başlamış ve iki ay boyunca Merkez Bankası 60 milyar dolara yakın bir rezerv kaybı yaşamış.
Yani iktidarın İmamoğlu hamlesi bize 60 milyar dolara patlamış.
Bu büyüklükteki bir kırılmanın ekonomik program üzerinde çoklu bir şok yarattığı gerçeğini Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek dahi itiraf etmek zorunda kalmıştı.
Son kırılma ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından yaşandı. Savaş nedeniyle yaşanan enerji darboğazı, Merkez Bankası’nın TL’yi diğer para birimleri karşısında güçlü tutmak için rezervlerini eritmek zorunda bıraktı.
Ama rakam henüz İmamoğlu’na açılan savaşın tahribatına ulaşmadı.
Dolayısıyla savaş bahane, ekonomiyi batıran asıl sebep, birileri iktidarını uzatsın diye yapılan hamlelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri…
Deniz Zeyrek; “ABD ile İran’ın Pakistan’da başladığı barış görüşmelerinin 21 saatte olumsuz sonuçlandığı gerçeğini de dikkate almamızda fayda var.
İran savaşı nedeniyle rezervleri sıkıntıya giren ve ilk Para Politikası Kurulu toplantısında faizi artırmak zorunda kalabileceği söylenen Merkez Bankası, bir de butlan kararı, hatta AK Parti’nin şahinlerinin istediği gibi CHP’ye kapatma davası gelirse TL’nin değerini koruyabilmek açısından çaresiz kalabilir.
Sırf siyasi bir inat uğruna, sırf CHP’yi nefes alamayacak hale getirme arzusuyla atılacak sıradan bir adım, Türkiye ekonomisine sıradan olmayan ve buraya yazmaya elimin gitmediği darbeler indirebilir” diyor.
Doğru söylüyor...
Ama bunu gelin de yeni bir operasyon dalgası ile Mansur Yavaş’ı hedef haline getirenlere anlatın.