Sapanca Gölü’nün su seviyesi 29.90 kotuyla kritik çizginin altında seyrediyor. Havalar kurak, baraj göletleri dolmuyor; fakat asıl endişe, sadece iklimsel sıkıntılardan değil, bilinçsiz su yönetiminden kaynaklanıyor. Bizler, günlük hayatımızda suyu bir hak olarak görüyor; nehirlerden, derelerden, kuyulardan alabildiğimiz kadarını almaya alışıyoruz. Oysa bu gölün akciğerlere benzeyen ekosistemi, bizim düzensiz tüketimimizle ağır bir bedel ödemeye doğru sürükleniyor.

Gölü besleyen dereler boyunca kurulu su fabrikaları, bölgenin sanayi altyapısını güçlendirirken, aslında bu canlı yaşam kaynağını tüketiyor. Fabrikalardan akan suyu geri kazanmak mümkün değil; kimyasal ve termal atıklar ise geri döndürülememek üzere doğal döngüyü zayıflatıyor. Sonra geliyor Kocaeli’nin büyük su alımları: Kent büyüdükçe, gölden çekilen her litre suyla birlikte Sakarya’nın geleceği de küçülüyor.

En önemlisi ise evlerimizdeki su kullanım alışkanlığımız. Düşünün; musluğu açık bırakan, bahçeyi saatlerce sulayan, arızalı su tesisatını tamir etmeyen bir toplumuz. Gündüz sıcaklarında serinlemek için açılan fıskiyeler, gece yarısı çalışan pompalar… Tüketim hızla artarken, gölün beslenme oranı ise yerinde sayıyor. Bir damla bile suyun değerini bilmediğimiz sürece, 29.90 kotunun altına düşmemek hayal olacak.

Çözüm ise basit: önce farkındalık, sonra önlem. Öncelikle yerel yönetimler, SASKİ ve ilgili tüm kurumlar, fabrikalara ve büyük su tüketicilerine sıkı denetimler getirmeli. Gölün beslenme havzasındaki tüm aktiviteler gözden geçirilmeli, geri kazanım ve arıtma sistemleri zorunlu hâle getirilmeli. Kocaeli’den yapılan çekimler için acil su tahsis planları oluşturulmalı; bölge halkı ve sanayi, alternatif su kaynakları konusunda teşvik edilmeli.

Bireysel olarak ise suyu gelişigüzel harcamamalıyız. Evlerimizdeki muslukları tamir etmeli, düşük debili duş başlıkları kullanmalı, bahçe sulamasını sulama saatlerinde ve damlama yöntemiyle yapmalıyız. Komşularımızla paylaşacağımız küçük hatırlatmalar, karma bir sorunun çözümünde büyük adımlar olabilir. Çocuklarımıza suyun bir hak değil, yaşayan bir kaynak olduğunu öğretmek de gelecek kuşakların en değerli mirası olacaktır.

29.90 kotu, sadece bir sayı değil; Sakarya’nın su zenginliğinin alarm zilidir. Eğer bu çizginin altında kalmaya devam edersek, Sapanca Gölü’nün o serin sularında artık can bulamayacağız. Unutmayalım, hepimiz bu gölün misafiriyiz ve misafirlikte suyu tuz gibi tutmalıyız. Aksi hâlde, belleğimizde yalnızca kurumuş sazlıklardan ibaret bir manzarayla kalacağız.

Yeliz Çağlar