Hemen her gün okuyoruz: “İhracat arttı”, “İthalat azaldı”, “Tarım ürünlerinde rekor”, “Ekonomi büyüyor”… Bu “iyi haberlerin” karşılığı vatandaşın hayatında tam olarak nerede?
Resmi veriler, Türkiye ekonomisinin üretim ve dış ticaret tarafında olumlu bir tablo çizdiğini gösteriyor. Ancak bu tablo, pazarda filesini dolduramayan, kira ve faturalar arasında sıkışan milyonlarca vatandaşın gerçekliğiyle örtüşmüyor.
İhracattaki artış, çoğu zaman başarı hikâyesi olarak sunuluyor. Oysa ihracat artarken: Çalışanların alım gücü düşüyor. Asgari ücret daha ayın ortasında eriyor. Emekli temel gıdayı bile hesaplayarak alıyor. Üretilen değer, geniş halk kesimlerine yansımıyor. Ekonomide büyüme var ama paylaşım yok.
Uzmanlara göre ihracat artışı; Büyük firmalar, döviz geliri olan sınırlı sektörler, finans ve sermaye çevreleri için anlamlı bir kazanç sağlıyor.
Ancak maaşlı çalışanlar, küçük esnaf ve sabit gelirli kesimler bu büyümeden pay alamıyor. Ekonomi büyürken toplumun büyük bir bölümü yerinde sayıyor, hatta geriye gidiyor. İhracat ve ithalat verilerinin sıkça “müjde” diliyle sunulması, kamuoyunda “ekonomi iyi gidiyor” algısı yaratıyor. Ancak ekonomik başarı, mutfaktaki tencereyle ölçülmeli.
“İhracat artıyorsa neden ben daha yoksulum?” Bu soru cevaplanmadıkça, açıklanan her “iyi veri” vatandaş için hayal kırıklığı olmaktan öteye geçemiyor.