Orta Doğu’daki sıcak çatışma riskinin yeniden gündeme geldiği bir dönemde, Türkiye sadece bir coğrafi geçiş ülkesi değil, çıkarları ve riskleri doğrudan etkilenecek bir ülke hâline geliyor. Türkiye, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik eylemlerini uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirerek bölgesel istikrar çağrısı yaptı; diplomasi ve barış vurgusu öne çıktı.
Ancak ateşkes çağrısı yapmak diplomasi diliyle kalmamalı. Türkiye’nin hem NATO üyesi olması hem de İran ile ekonomik ve kültürel ilişkiler içinde olması, Ankara’nın denge politikasını daha da karmaşık hale getiriyor. Tüm taraflarla kurulacak ilişkiler, sadece “ılımlı söylem” üzerinden yürütülmemeli; net çıkar ve güvenlik hesaplarına dayandırılmalı.
GÖÇ VE SINIR GÜVENLİĞİ
Reuters’in son haberlerine göre, İran’daki gelişmeler sonucu “yüzlerce İranlının Türkiye tarafına geçtiği” gözlemlendi. Bu tekil girişimler şu an için kontrollü olsa da, benzer olayların artma ihtimali Türkiye açısından kritik soruları gündeme getiriyor:
İran’da savaş veya devlet yapısının çöküşü durumunda uzun vadeli göç baskısı ortaya çıkabilir.
Türkiye, Suriye’de yaşanan göç krizinden hâlâ çıkamamışken yeni bir göç dalgasının ekonomik ve toplumsal etkilerini nasıl yönetecek?
Ankara’nın sınır güvenliği ve mülteci politikaları, uluslararası hukuka uygun şekilde, öngörülebilir bir plan çerçevesinde mi?
Bazı kapsamlı raporlar ve analizlere göre Türkiye sınırda olası bir göç dalgasına karşı mülteci kampı kurulması veya “tampon bölge” gibi askeri-çevresel planları tartışıyor. Bu tartışma, güvenlik sorunu ile insani kriz yönetiminin kesiştiği bir noktada yer alıyor.
EKONOMİK RİSKLER ARTABİLİR
İran ile yaşanabilecek bir uzun süreli çatışma, Türkiye ekonomisine doğrudan yansıma potansiyeline sahip. Uzmanlara göre: Olası enerji fiyatı artışları ithalat maliyetlerini yükseltebilir ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı yaratabilir. Türkiye’nin enerji bağımlılığı, özellikle petrol fiyatlarının yükselme ihtimaliyle birleştiğinde ekonomik istikrarı zorlayabilir. Halihazırda küresel koşullar Türkiye’de büyüme hızını ve yatırım ortamını kırılgan hâle getirmiş durumda; buna ek bir dış şok eklenmesi riskleri büyütür.