Yine ihmal yine göz göre göre gelen ölümler…
Gebze’de, metro inşaatından ötürü yıkılan ev ve yok olan bir ailenin cesetleri soğumadan bu kez de Dilovası’nda kozmetik deposunun tutuşması sonucu ikisi 18 yaşın altında altı kadın can…
Ve daha acısı ‘ne var canım, fıtrat bu’ zihniyetinin hakim kılınması ve sorumlulukların bu şekilde örtülmesi çabaları…
Öyle ya, ölüm askerin fıtratında var. İşçinin, madencinin, otelde cayır cayır yananların, tren kazalarında can verenlerin fıtratında var. Bu ülkeyi yönetenler ne yapsın?
Elhak, doğrudur. Bazı mesleklerin fıtratında ölüm vardır mesela askerlik ama fıtrat perdesi pisi pisine ölümlerin sorumluluklarının üzerine örtmeye yetmez…
Ve ölüm kaderdir ama ölümün kader olması cinayeti işleyenlerin, cinayette ihmali olanların, cinayete göz yumanların savunması olamaz.
Nitekim bu yangında ve bu yangının sebep olduğu ölümlerde yetkililerin korkunç ihmalleri var.
Tamam, işyeri sahipleri hiçbir yükümlülüklerini yerine getirmeden neredeyse taammüden cinayet işlemişler, doğru.
Peki bu ülkeyi o şehri yönetenler, işyerlerini denetlemesi gerekenler nerede?
Bu işyerinin ruhsatı var mı, o işe uygun mu, güvenlik tertibatı alınmış mı, yangın merdiveni var mı mesela ve kaçak/çocuk işçi çalıştırıyor mu diye denetlemesi gerekenler nerede?
Ve farkında olmamaları da mümkün değil çünkü ihbar edilmiş…
Vatandaş bizzat CİMER’e yazmış, ayrıntılarıyla anlatmış.
Peki, yetkililer yani sorumlular ne yapmış?
CİMER ne oluyor orada diye sorunca devlet yani SGK Kocaeli İl Müdürlüğü vatandaşla irtibata geçmiş. Ama nasıl irtibat? Adeta ‘madem burada bir sorun var, ispatla bakalım’ cinsinden bir irtibat…
Siz şu resmi yazıdan ne anlıyorsunuz; “İş yerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından denetlenmesi için alınmayan tedbirlerin neler olduğunu, iş yerinin hangi kısmında ne zamandan beri alınmadığını, çalışanların nasıl etkilendiğini, iş yerinin tam ünvanını, adres ve iletişim bilgisini belirttiğiniz takdirde başvurunuz işleme alınacaktır. Çocuk işçilerin ise yaşlarını ve kimlik bilgilerini paylaşmanız gerekmektedir.”
Bu vatandaşa, git araştır, bize net ve doğru bilgiler ver ki seni ve şikayetini kale alalım’ demek değil midir?
Bu, binlerce müfettişi barındıran bir kurumun, onlar dururken vatandaşı müfettişliğe soyundurmak değil midir?
Tedbirlerin iş yerinin hangi kısmında alınmadığını, çalışanların nasıl etkilendiğini saptamak vatandaşın görevi midir?
Yanan işyeri, İŞKUR’a yani bir işyerinde sigortasız işçi çalıştırılıyor mu, çocuk ve kaçak işçi çalıştırılıyor mu diye araştırması gereken İŞKUR’a 20 metre uzaklıkta…
Ya belediye? Senin yarım metrelik balkon çıkıntını tespit edip yıktıran belediye?
Binanın ruhsatı yok. Yani kaçak. Belediye 2021 yılında yıkım kararı almış ama bina yıkıldı mı diye gidip bakmamış.
Şimdi, devletin bunca kurumunu ayakta uyutan ve bu kurumlarca denetlenmemesini sağlayan bir işyeri varsa o işyeri sahibinin arkasının sağlam olması gerekir değil mi?
Ya arkası çok sağlamdır, dokunulmazlığı vardır ya da bastırır parayı denetimlerden muaf tutulur değil mi?
Bu ülke bu işler böyle yürümüyor mu?
İşte ihmal derken, mutlaka yöneticilerin bir ihmali vardır derken kastımız budur.
Ve bu ihmaller, devlet kurumlarının arpalığa çevrilmesi, yandaş istihdam alanına döndürülmesi, ehliyetsiz ve liyakatsiz ama torpilli yöneticilerin işbaşına getirilmesinin kaçınılmaz sonucudur.
Dolayısıyla her faciadan sonra, ısrarla, her facia nasıl yönetildiğimizin resmidir, derken kastettiğimiz de budur.
İşte tam bu noktada Albert Camus’u anmamak ve onun “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl yaşadığına değil, nasıl öldüğüne bakın” tespitini hatırlatmakta yarar var.
Bilmem anlatabildim mi?