‘Hocam ekonomi berbat, geçinemiyoruz, biraz da ekonomi yazsan’ uyarılarınız elbette önemli ama önem sırasına koyduğumuzda ‘hukuk ve demokrasi’ her şeyden önemli…
Bütün bu yaşananlara, ‘Size özgürlükten önce ekmek lazım’ diyen emperyalistlere “Konuşma özgürlüğüm olmazsa, ekmeğimi kimin çaldığını nasıl söyleyeceğim?” diyen Afrikalı kadın gözüyle bakmamız gerekiyor.
Öncelikli talebimizin özgürlük, demokrasi ve hukuk olması gerek çünkü bunların olmadığı bir ülke de insanca yaşamamız mümkün değil.
Demokrasi, adalet ve özgürlüğün olmadığı hiçbir ülkede, elde edilen gelir hakça ve eşit paylaşılmaz. Dünyada örneği yok…
Ama sömürgeci ülkelerin Afrikalılara uyguladığı gibi, insanı boğaz tokluğuna kendine bağlayan ve insanın ekmeğini kimin çaldığını bile söyleyemediği rejimlerin örneği çok…
Bu ülke yıllar yılı her türlü tehdidi gördü ama ilk kez açlık tehlikesi ile karşı karşıyayız. Neden?
Dünyada açlık tehlikesi olmayan, kendi kendine yetebilen bir ülkeyken bugün resmi verilere göre ülkenin üçte birinin ancak sosyal yardımla ayakta durabildiği bir ülke olduk. Neden?
Üç tarafı denizlerle çevrili, iklimi düzenli, toprağı bereketli, yer altı ve üstü zenginlikleri gani bu ülke, gıda enflasyonunda lider ülke haline geldi. Neden?
İşte bütün bunların nedeni son yıllarda ekmeğimizi kimin çaldığını, kimlerin bu ülkeyi yağmaladığını söyleyemiyor oluşumuzdur.
Nitekim, dokunulmazlıklarından dolayı, siyaseten de olsa bunları söyleyen, olup bitenleri eleştiren muhalif milletvekillerinin fezlekeleri TBMM başkanlığına sunuldu.
Artık, demokrasi ve hukuk gereği kendilerine konuşma ve eleştirme hakkı verilenler bile tehlikedeler yani.
E Anayasa’nın bile tehlikede olduğu bir ülkede kimin hangi güvencesi kalabilir ki?
Anayasa yahu, yönetim biçimimizi, ülke üzerindeki egemenlik haklarımızı, bireylerin temel haklarını, devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen Anayasamız bile bile tehlike…
Bu demektir ki ekmeğimizi kimin çaldığını kimlerin bu ülkeyi yağmaladığını bile söyleyemeyeceğiz. Nitekim, hapse tıkılanlara bakınca da söyleyemediğimiz kesin.
Ya Anayasamızı güvence altına alan Anayasa Mahkemesi? Kendisi güvence altında mı?
Tamam şimdilik de olsa, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama, iktidarın yürütme faaliyetlerinin uygunluğunu denetliyor.
Peki bir karar verdiğinde uyuluyor mu?
Aslında ne kadar komik hatta trajikomik bir soru bu; uyuluyor mu?
Nitekim geçtiğimiz günlerde Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez feryat etmişti; ne demişti?
“Anayasa Mahkememiz bir ihlal kararı verdiği zaman tüm kurumların, tüm yargı organlarının hepimizin buna uyması ve gereğini yerine getirmesi gerekir."
Demek ki getirilmiyor, kararlarına uyulmuyor.
Yaşadığımız son örnek; geçtiğimiz perşembe günü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi Parkı davası tutsağı şehir plancısı Tayfun Kahraman hakkında verilen yeniden yargılama kararına uymadı. AYM’nin kararını tanımadı. İnfazı durdurmadı. Tahliye etmedi. Yeniden yargılama başlatmadı. Kısacası, ülkemizin en yüksek mahkemesi yok sayıldı.
O Tayfun Kahraman ki, ekmeğimizi kimin çaldığını, şehirlerimizin imar yönünden nasıl yağmalandığını, şehirlerimizin akla ve bilime göre değil ranta göre yağmalandığını söyleyenlerden bir tanesiydi.
Susturuldu ve cezalandırıldı ki ben söylemiyorum en üst mahkemenin hakkındaki yargı kararı öyle söylüyor.
Ama kim dinliyor?
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası’nın 2’nci maddesine göre bir hukuk devletidir.
Anayasa’nın 9’uncu maddesine göre yargı yetkisi bağımsız mahkemelere aittir.
138’inci maddeye göre; “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Madde 153’e göre; “Anayasa Mahkemesi’nin kararları kesindir. Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”
Artık bağlamıyor…
Bu kararı uygulamayan yargıçlar hakkında soruşturma açmak ise Hakimler Savcılar Kurulu görevidir.
Hangi HSK? 13 üyeden oluşan, Başkanı Adalet Bakanı, üyelerinin bir tanesi Bakan yardımcısı, 4 tanesini Cumhurbaşkanının ve kalan 7 üyesinin de TBMM’de haliyle iktidarın sandalye sayısınca belirlediği bir kurul.
Şimdi bu durumda ananızı belleyen kadıyı kime şikayet edeceksiniz?