İktidar ittifakının kendince sınırlar belirleme, bir karşı taraf oluşturup devletin bütün imkanlarıyla o tarafa saldırma, böylece hem tabanını konsolide etme hem de geçmiş ve mevcut tüm günahlarından arınma stratejisinden bıktık artık…
Son seçim döneminde kırmızı çizgi DEM ve demlenmekti malumunuz.
Şimdiki kırmızı çizgi ise DEM’lenmemek, ilgili komisyona destek vermemek ve İmralı kayığına binmemek…
Öncekinin zıddı bir strateji ama olsun. Gerek AKP gerekse MHP tabanı bu zıtlıklara alışkın. Bu ani dönüşler karşısında bir süre başları dönse de çabucak toparlanıp liderlerinin safında konsolide olabiliyorlar…
Dün şehit cenazesinde CHP çelengi parçalayacak kadar yerli ve milli olanlar, bugün neredeyse bebek katiline saygısızlık edenleri parçalayacak haldeler.
Son yazımda komisyona değinip “Bu ucube sistem sayesinde TBMM’nin bile işlevini yitirip adeta noterlik görevini üstlendiği bir ülkede alt ya da üst her türlü komisyonun misyonu ancak toplumun gazını almak ve dediğim gibi yarın öbür gün işler tersine döndüğünde bütün sorumluluğu komisyona atmak için kurulur” demiştim.…
Bugün de diyorum ki gerçekte ihanetin kırmızı çizgisi bu komisyon tiyatrosuna alet olup olmamak, İmralı kayığına binip binmemektir.
Şimdi yine birileri, o ünlü komisyonun cafcaflı adından ezberledikleri cümlelerle saldıracak, beni milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi düşmanı ilan edeceklerdir ama ne gam?
Ben hiçbir zaman slogan, rumuz, amblemlerle üstü örtülen davaların adamı olmadım, olamadım. Bugünde o slogan, rumuz, amblem ve hamasetle üstü örtülen, aman da ne kadar dahi ve bilge liderler tarafından günü birlik geliştirilen stratejilerin dava adına yapıldığına inanacak kadar salak değilim.
Ben öyle, milli dayanışma, kardeşlik, demokrasi sözlerinin büyüsüne ve söyleyen büyücüsüne kapılıp gidenlerden de değilim.
Siz kim, milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi kim yahu?
“Erdoğan demokrasiyle gelip demokratik değer ve kültüre ilk taşı atan, ilk hançeri batıran nankörlerden birisi, belki ilkidir.
Şimdi kalkmış millikten bahsediyorlar. Tıpkı İblisin sevaptan bahsetmesi gibi.
Tıpkı cenaze törenine katılan katilin maktulü övmesi ve ah vah etmesi gibi.
Erdoğan sıkıştı mı, işler sarpa sardı mı hemen milliği hatırlamaktadır. Fakat mizaç ve müktesebatına yabancı geldiğinden milliği de yanlış anımsamakta, üstelik bunu da bambaşka bir üslupla aktarmaktadır.
Sanıyorlar ki, milli demekle milli olunur.
Yok öyle yağma. Millik; ayakkabı kutularına, para kasalarına, vakıf adı altında kurulan tahsilat ve rüşvet merkezlerine ahlakını rehin bırakmışların harcı değildir.
Düne kadar şanlı Türk bayrağını tahrik unsuru gören, “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum” diye höyküren bu BOP’çu değil miydi?
Kamu kurum ve kuruluş tabelalarındaki TC ibaresini sildiler.
Ne mutlu Türküm diyene sözünü dağdan taştan kazıdılar.
Devlet nişanındaki TC ifadesiyle Atatürk siluetini kaldırdılar.
‘Türk’üm, doğruyum’ sözlerinden gocundular Andımıza saldırdılar.
‘Ey Türk Gençliği’ seslenişinden ürktüler, Gençliğe Hitabeyi kafayı taktılar.
Tarihimizde kara bir leke gibi duran isyankarları, devlete baş kaldırmış, milletin kanını dökmüş teröristleri alkışladılar, özürler dilediler, adlarına anıtlar yaptırdılar.
Diyarbakır’ı ihanet üstüne çevirip 37 yıl sonra bir PKK’lıyı Türkiye’ye getirip megri megri söyleten, yine Barzani’nin başından konfetileri sevgiyle temizleyip Kürdistan diyen aynı Erdoğan’dı.
Habur’da teröristleri muzaffer bir ordunun geriye dönen neferleri gibi, davul ve zurnayla yeri göğü inleterek karşılayan, karşılanmasına zemin hazırlayan şerefsizlerden ne milli ne de yerli bir irade duyulacaktır.”
Evet, düşüncem bu ama parantez içine aldığım cümleler bana değil, bizzat Bahçeli’nin 2015 grup konuşmasından…
Bahçeli, açılım diye tutturanların ne kadar yerli ve milli ne kadar demokrat olduklarını anlatmış.
Şimdi ben bile bu kadar güzel anlatamıyorum…
Dolayısıyla bugün böyle düşünüyorum diye bana saldıranları geçmişteki Bahçeli’ye havale ediyorum!