Üç tarafı denizlerle çevrili, ırmakları gölleri gani, toprakları bereketli, mevsimleri düzenli bir coğrafyada yaşayıp, üstelik bundan 20 yıl öncesine kadar açlık tehlikesi olmayan bir ülke iken bugün dünyada gıda enflasyonu şampiyonu olmamızın sebebi gaflet ve ihanettir.
Atatürk dönemi ve kısmen sonrası, bırakın kendini doyurmayı sair ülkelere hububat, meyve ve sebze satarak fabrikalar kuran bir ülkenin bugün bütün bu saydıklarımı, üzerine et de ekleyerek dışarıdan alıyor olmasının başka bir izahı yoktur.
Gaflet ve ihanetin boyutunun resmini çekmek gerekirse işte Rusya örneği.
Yılın dokuz ayında don ve buzlanma sebebiyle tarım yapılamayan dolayısıyla tarım ürünlerine ihtiyaç duyan ve bu ürünleri bizden alan Rusya…
Bugün tahıl rekoltesiyle dünyanın en önemli ilk 5 üreticisi arasında, arpa ve yulaf üretiminde birinci, karabuğday üretiminde ikinci, buğday ve çavdar üretiminde ise dünya üçüncüsü.
Biz ise saman satın alacak hale geldik, getirildik ki Türk tarımının iflasının göstergesidir.
Yıllardır savaş halinde olan Suriye’den patates, üç yıldır Rusya’nın işgaline direnen Ukrayna’dan buğday almamız da öyle…
Buna bir de savaşın göbeğindeki Suriye’den patates ithal etmek eklenebilir.
Hesapta kıyamet kopsa kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydik, açlık endişemiz yoktu.
Ama şimdi, ithal etmediği takdirde açlıktan ölecek ülkeler arasındayız.
Sebep tarım politikamızı yönetenler elbet…
Son yılların tarım bakanı ve bürokratlarından birkaç örnek vereyim, hangisinin gaflet hangisinin ihanet sınıfına girdiğine siz karar verin;
Mehdi Eker, bile isteye üreticimizi mağdur edip ilk kez canlı hayvan ithal etmemize sebep oldu ve emeklerinin karşılığında Fransa devleti tarafından “şövalye liyakat madalyası” ile ödüllendirildi.
Bakan Faruk Çelik, bizim ekilip biçilemeyen binlerce dekar alanımız bomboş dururken, Afrika’nın göbeğindeki Sudan’ da tarım yapacağız diye tutturdu ve karşılığında Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir’in elinden teşekkür plaketi aldı.
Bu büyük başarıyı sürdüren sonraki Tarım Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba da Sudan Cumhurbaşkanı elinden Sudan devlet madalyası aldı.
Hele ki Bekir Pakdemirli, tarım ürünlerinin satın alınmasını eleştirenlere ‘paramız var ki alıyoruz kardeşim’ diyecek kadar vizyon sahibiydi.
Ve kepeğin ekilip biçilen bir şey olduğunu zannedecek, kepek fiyatlarının artışından şikayet eden çiftçiye ‘kepek yoksa, siz de kepek ekin’ diyecek kadar da bilgili ve işinin uzmanıydı.
Bakanlar böyle olunca bürokratları farklı olacak değildi elbet.
Et fiyatlarını indirecek bir projenin müjdesini verirken çözümü yılda 15-20 doğum yapan inekte arayan bürokrat gördük.
Fiyat artışlarının üretimsizlikten kaynaklandığını yalanlamak için ‘ne kıtlığı kardeşim yurttaşın evinde iki yıllık şeker ve yağ stoğu var’ diyenler gördük.
Tarım Kredi Kooperatifi ürünlerine yapılan zammı ‘çok uzun kuyruklar oluyordu, bu nedenle fiyatları artırdık’ diye savunanı gördük.
Bugünlerde de vizyoner ve bilgili, işinin ehli bir bürokrata daha tanık oluyoruz. Kendi kurumuna et satmak için şirket kuran bürokrat…
Bir bakanın, kendi bakanlığına kendi firmasından dezenfektan satması birilerine örnek teşkil etmiş anlaşılan…
Bahadır Özgür yazdı, İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turan Çömez de son Arena programında belgeleriyle tane tane anlattı.
Lütfen okumayanlar okusun, seyretmeyenler seyretsin. Dönen dolapları görün…
Malumunuzdur, Et Süt Kurumu Başkanı Mücahit Taylan hakkında yurt dışında şirketi olduğu iddiası gündeme düştü. Önce inkar etti, sonra ‘tamam şirket benim ama hiç ticaret yapmadım’ dedi.
Ama 1 Milyarlık iş yaptığı ortaya çıktı.
Biz niye üretmiyoruz ve hep ithalata yöneliyoruz ve haliyle niye etin en pahalısını yiyoruz, şimdi anladınız mı?
Bakanından bürokratına kadar hepsi olaya ticari gözle bakıyorlar ve konumlarını daha çok para kazanmak için kullanıyorlar ve iktidar bir şekilde bunlara izin veriyor da ondan…