Kumpas dönemlerinde de en çok kullanılan cümlelerdi; “Bağımsız yargı işini yapıyor, hukuk işliyor, yargımız kimseden talimat almaz, yargıya müdahale olmaz…”

Sonrası malum; ‘Ben bu davanın savcısıyım’ diyenler bile özür dilemek, helallik istemek zorunda kalmıştı.

Evet, söylemler, o karanlık dönemi savunmak için kullanılan cümleler aynı ama ne acıdır ki uygulamalar daha da beter hale geldi.

Bir hukuksuzluğa alet olmak öyle her babayiğidin harcı değil. Dolayısıyla uygun insanlar bulacaksın, hatta kamu görevlilerini bile uygun insanlardan seçeceksin.

Onları öyle bir kıvama getireceksin ki, kullanılmaktan başka şansları kalmayacak…

Özkan Yalım mesela, uygun…

Boğazına kadar pisliğe batmış. Belki kamuyla ilgili bir eksiği yok ama özel hayatı rezalet…

Dolayısıyla devletin tüm imkanlarını kullanarak, kiminle yatmış kalkmış belgeleyip kucağa oturtacak bülbül gibi ötmesini sağlayacaksın.

Muhittin Böcek’in oğlu mesela, onun da özel hayatı sıkıntılı anladığımız kadarıyla…

Ama en kötüsü eşiyle olan fotoğraflarını yayınlatıp adamı çıldırtmak ve iftiracı kıvamına getirmek bırakın hukuku hangi insanlık vicdanı ile örtüşür be kardeşim!

Anlayacağınız, özel hayatı sıkıntılı olanları özel hayatları yönünden, kamuyla ilişkileri sıkıntılı olanları da yolsuzluk üzerinden köşeye sıkıştırıp itirafçı ya da Özel’in deyimiyle ‘iftiracı’ yapmak üzerine kurgulanmış bir senaryo uygulamaya konmuş görünüyor.

Burada ahlaksızlık veya hırsızlık özne değil. Bütün amaç bu ahlaksız ve hırsızlar üzerinden CHP’ye ve özellikle İmamoğlu’na yönelmek…

Aziz İhsan Aktaş ki sözde bu örgütün lideri, hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin başı mesela. Ama o dışarıda VİP geziyor, çete üyeleri ise hapishane koğuşlarında çürüyor.

Dolayısıyla Uşak ve Antalya belediye başkanları ne halt etmişlerse bunun hiçbir önemi yok.

Önemli olan maksadı maksuda ulaşmak için alınabilecek itiraflar yani iftiralar…

Bu kadar olmaz denilen ne varsa oluyor.

O kadarını da yapamazlar denilen ne varsa yapılıyor.

Ama burada asıl zarar gören failler değil, bütün ilgili kurumlarıyla devletin ta kendisi…

Ve hatta iktidar…

Artık sokaktaki çocuklar bile olup biteni birbirlerine fıkra niyetine anlatıyor.

Bahadır Özgür’ün şu paylaşımı mesela, karikatür niyetine ekran duvarlarını süslüyor;

“Adaylık rüşvetinin' metamorfozu!

Muhittin Böcek, Gökhan Böcek'e dönüştü.

Özgür Özel, 35-40 yaşlarında, 1.75-1.80 boylarında, esmer birisine dönüştü.

Manisa, Ankara'ya dönüştü.

Benzinlik, CHP Genel Merkezi 6. kata dönüştü.

20 milyon dolar, 1 milyon Euro'ya dönüştü.”

Bu değişim ve dönüşümler, sistemin göç yolda düzülür mantığı ile yürüdüğünü, delillerin ve sözde delillerin sonradan dosyaya ilave edildiğini, dolayısıyla zanlılar ‘delilsiz’ bir şekilde operasyonlar yapıldığının göstergesi.

Murat Sabuncu dosyanın deliller bölümünden aktardı.

İlgili tarihler arasında HTS ve baz kayıtları (celbi talep olunur)…

İlgili tarihlere ait havayolu uçuş kayıtları, yolcu listeleri ve havalimanı X-Ray/güvenlik kamera görüntüleri ‘celbi talep olunur)…

CHP Genel Merkezi, ilgili dönem giriş-çıkış kayıtları ve 6: Kata ait kamera görüntüleri. (celbi talep olunur)…

Ne demek bu şimdi?

Göç yolda düzülecek, deliller, belgeler sonradan temin edilecek demek.

Yolsuzluk diye başlatılan operasyonların bel altına kayması da söz konusu…

Bu tespit de Deniz Zeyrek’ten ve çok önemli;

“Şimdi gelelim daha çarpıcı bir bölüme:

“Eski Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay ile Özgür Özelin geçmiş tarihlerde benim otelin restoranında birlikte yemek yedikleri hususu doğrudur, ancak ben aralarında bir gönül ilişkisi olup olmadığı noktasında duyumlar dışında herhangi bir bilgiye sahip değilim.”

Sizce bu cevabın sorusu nedir?

Bunu da tahmin etmek kolay:

“Özgür Özel sizin otelinizde konakladı mı? Otelinize Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’la geldi mi kaldı mı?”

Peki bu soru niye sorulmuş olabilir? Soruşturmayla ne ilgisi var?

Yanıtı ben vereyim:

Yargımız bir süre önce yayınlanmış aşağılık bir iftiraya kanıt aranıyor.

Aynısını daha önce Ekrem İmamoğlu için de yaptılar.”