Şimdi gecenin bilmem kaçında, çocukken koştuğum sokakların tam ortasında; kafamın içindeki düşünsel kaosun gizli simetrisini takip ederek ilerlediğim beynimin müphem koridorlarındaki her bir karanlığı tek tek aydınlatıp, aradığım tüm gerçekliği bulduktan sonra, her şeyi bir anda yerle bir etmek varken;
Sabırla sırtımı kilitsiz bir kapıya yaslamış oturuyorsam, varlığımın gazabıyla şeytan azapta gerek dediğimdendir....
İnsanın içindeki en karanlık labirent, egoizmdir.
Kendi çıkarının dar koridorlarında dolaşırken, başkasının acısına kulaklarını tıkayan, yalnızca kendi menfaatinin ışığını gören bir körlüktür bu. Egoist insan, hayatı ortak bir sofra olarak görmez; sofranın ortasında duran ekmeği de kendi hakkı sayar, başkasının açlığını da kendi doygunluğuna hizmet eden bir ayrıntı gibi küçümser.
Bencillik, ruhun paslanmış aynasıdır. O aynaya bakan, yalnızca kendi suretini görür; başkasının gözyaşını lekesi sayar, başkasının sevinciyle küçülür. Benciller, empati yoksunluğunu meziyet sanır; kalplerinde vicdan yerine çıkar mekanizması işler. Onlar için insan, bir dost değil; kullanılacak, tükenince atılacak bir araçtır.
Önyargı ise zihnin kelepçesidir. İnsan, hakikati görmeden önce hüküm verir, gerçeği tanımadan düşmanlık besler. Önyargılı bir kalp, başkasını anlamaya tenezzül etmez; çünkü anlamak, zahmettir, çaba ister. En kolayı, kulaktan dolma yargılarla hüküm giymiş kalabalıklara sığınmaktır.
Ve bütün bunların kesiştiği yerde, empati yoksunluğu büyür. Başkasının çığlığı, onların kulaklarında sadece bir uğultudur; bir annenin feryadı, bir çocuğun korkusu ya da bir dostun yarası onlara ulaşmaz. Çünkü onların kalpleri, duvarlarla örülüdür; kendi seslerinden başka hiçbir yankıya izin vermez.
Oysa insanı insan yapan, başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilmesidir. Empati, bencilliğe karşı bir panzehirdir; önyargıya karşı bir ışık, egoizme karşı bir adalet terazisidir.
Ama günümüzde çoğu insan bu teraziyi çoktan kırmış durumda. Herkes kendi çıkarını kutsuyor, ötekinin hakkını görmezden geliyor. İşte bu yüzden toplum giderek çoraklaşıyor; kalpler kuruyor, vicdanlar taşlaşıyor.
Ve ben diyorum ki: Egoizm, önyargı ve empatiden yoksunluk, insanın en büyük yoksulluğudur. Maddi sefalet değil, işte bu manevi kuraklık, insanlığı öldüren asıl açlıktır.
Semih Aslanlar