Malumunuz, terör bahanesiyle İSKİ Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı gözaltına alındı. İSKİ Yönetim Kurulu Başkanı İmamoğlu zaten tutuklu…
Muhtemelen yerlerine kayyum atanacak ve iktidar seçimle giremediği İBB’ye kayyumla girecek.
Hadi canım o kadar da olmaz demeyin.
Evet, dünyada eşi benzeri olmayan bir yetki ama iktidarın kanunen böyle bir yetkisi var.
Yine ağızlara bir parmak bal çalınarak hazırlanan ve TBMM’de kabul edilen bir torba kanunla bu yetkiyi adılar.
O torba kanunun içindeki bir parmak bal da emekli maaş artışlarıydı.
Herkes bizim maaşlara ne kadar zam gelecek konusuna endekslenmişken iktidar kendisine bu olağanüstü yetkili veren kanunu aradan geçiriverdi.
30 Ocak Perşembe günü TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen söz konusu yasa ile Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na her kademedeki kamu görevlisini görevden uzaklaştırma yetkisi verildi.
Bahaneleri de denetlemeler sırasında denetimi güçleştiren veya engelleyen davranışlarda bulunmak, görevde kalması halinde kamu zararını artıracağı anlaşılmak, suç delillerini karartma ihtimali bulunmak falan olacak…
Muhalefet ilgili maddenin görüşülmesi esnasında elinden gelen uyarıları yaptı.
Dediler ki;
“TMSF’ye ve Devlet Denetleme Kurulu’na verilen olağanüstü yetkiler, kamu ve özel sektörü tümüyle teslim alma operasyonudur. Kamu kurumları, belediyeler, STK’larda görevden alma, özel şirketlerde yönetime para ve mal varlığına el koyup kayyum atama yetkisi verilen 2 kurum, iktidarın yeni silahına dönüşüyor. Mesnetsiz suç isnatları, delilsiz ithamlar, gözaltılar, tutuklamalar, siyasi talimatlı soruşturmalarla yargı üzerinden yürütülen siyaseti dizayn planları, iktidarın beklentilerini karşılayamamış olmalı ki, planın kapsama alanı DDK ve TMSF memurlarına verilen olağanüstü yetkilerle daha da genişletiliyor. İktidara mesafeli özel sektör ve şirketlere de ‘şüphe’ gerekçesiyle TMSF üzerinden ‘mallarına, paralarına, varlıklarına el koyma’ tehdidiyle biat mesajı iletiliyor.
DDK'nın her kademe ve rütbedeki kamu görevlisini görevden uzaklaştırma yetkisine sahip olması keyfi uygulamalara yol açar.
AKP iktidarı yıllar içinde devletin bütün kurumlarını çürüttüğü, çökerttiği gibi teftiş kurullarını da etkisizleştirdi. Bakanlıkların ve Başbakanlığın teftiş kurulları etkisizler ve yeterli denetim yapılamıyor. Denetimlerine zaten değer veren bir siyasi iktidar yok. Daha çok bürokratların, herkesin kendine göre hukuku zorlayarak çalışma yapabildiği bir düzen içindeyiz maalesef.
Devlet Denetleme Kurulu’nun, bir kişinin suçlu olduğuna karar verip o cezayı uygulayacak olması hem idarenin hem yargının yerine geçmesi demektir.
Asıl yapılması gereken denetçi raporunu yazar ve ilgili birimlere bırakır, ilgili birimlere devreder. Dolayısıyla burada tam bir hukuksuzluk, tam yetki birleşmesi, devlet denetleme kurulunun olağanüstü yetkilere haiz kılınması ve böylelikle otoriter rejimin iyice güçlendirilmeye çalışılması çabası var.”
CHP bu yasal düzenlemeyi Anaya Mahkemesi’ne taşıdı. CHP’nin talebi öncelikle yürütmeyi durdurma içerikliydi.
İleride telafisi imkansız sonuçlar doğurabileceği için AYM’nin acilen yürümeyi durdurma kararı vermesi önemliydi.
Ama… Aması var işte!
Hasılı işimiz zor. Bundan böyle muhalif ya da yandaş olmayan bütün belediyelerin, derneklerin, vakıfların, kooperatiflerin, birliklerin ve bu kurum ve kuruluşların her türlü ortaklık ve iştiraklerinin işi çok zor…
Buna şirketler de dahil.
Türk Ceza Kanunu'nun "Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "silahlı örgüt", "silah sağlama" başlıklı hükümleri veya Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'un "terörizmin finansmanı suçu" başlıklı maddesinde düzenlenen suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince şirketlere veya malvarlığı değerlerine kayyum atanabilecek.
Sizin anlayacağınız bugün İSKİ’ye yapılanlar yarın sizin de başınıza gelebilecek.
Haliyle muhaliflerin; Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz sloganına itibar etmenin ve gereğini yapmanın tam zamanıdır.