Önceki gün iki haber aynı anda düştü önüme; Biri CHP Lideri Özgür Özel’e, Cumhurbaşkanına hakaretten 500 bir TL’lik tazminat davası açıldı, haberi.

Diğeri de Yeliz lakaplı milletvekilinin bizzat Cumhuriyet’e hakaret ettiği, haberi…

Takdir edersiniz ki birisi direk makama yapılan iğrenç bir hakareti, diğeri de makamda oturana yani mevcut cumhurbaşkanına yapılan hakareti kapsıyor…

Birinin tevil götürme şansı ve izahı yok; "Kadim bir geçmişe sahip Aziz Millet ve Büyük Devlet, kanlı 1923 darbesiyle hesaplaşmadan ve helalleşmeden, Yeni, Terörsüz ve Büyük Devlet yolunda ilerleyemez. Bir düdük çalıp, yeni, onurlu ve beyaz bir sayfa açılmalıdır" cümlesinin neresini tevil edeceksiniz? Kadın kılıklı adam resmen cumhuriyete kanlı darbe diyor, hakaret ediyor.

Ama diğeri tehditten ve hakaretten ziyade bir ‘eleştiri’ olarak algılanabilir ve algılanmalıdır da.

Çünkü, Cumhurbaşkanı, icranın başı olarak eleştiriye açık olmak durumunda olan bir kamu görevlisi.

Ve kamu görevlilerini gerektiğinde sert olarak eleştirmek, ifade özgürlüğünün bir parçası.

Bu eleştiri sınırlanıyorsa, ifade özgürlüğü sınırlanıyor demektir.

Üstelik AİHM, hakarete varan sert eleştiriyi bile normal buluyor, cezalandırılmamasını istiyor.

Çünkü bu konuda bir ceza tehdidi varsa, bu düşünce özgürlüğünü tehdit ediyor, düşüncenin açıklanmasını kısıtlıyor demektir.

Kaldı ki mevcut cumhurbaşkanı, o eski sembolik makamda oturan birisi değil, o aynı zamanda bir partinin genel başkanı…

Kaldı ki Özgür Özel de eleştiri kısımlarında genellikle AKP Lideri Erdoğan’dan bahsettiğini özellikle vurguluyor.

Dolayısıyla mevcut durum da her eleştiriyi "hakaret" kabul etmemek gerekiyor.

Üstelik kendisi herkes için aklına ilk gelen sıfatı kullanmaktan geri durmuyor değil mi? Kendisinin muhalefet için söylediklerini hatırlayın, hakaretin bini bir para...

Ama sıra kendisine gelince en basit bir eleştiri bile hakaret addedilip davalar açılıyor.

O eleştirirken Cumhurbaşkanı, onun hakkı oluyor ama muhalefet eleştirince vay cumhurbaşkanına hakaret…

Mevzuya katkı olsun diye araştırdım, gördüm ki cumhurbaşkanına yapılan hakaret davaları konusunda rekora koşuyoruz.

Son verilere göre Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle açılan dava 53 bin 60 sayısına ulaşmış durumdaymış.

Bunun nasıl bir rekor olduğunu anlamak için biraz eskiye dönmemiz gerekiyor. Döndüm ve baktım; Kenan Evren dönemi, 340 dava açılmış. Turgut Özal dönemi 207, Süleyman Demirel dönemi 158, Ahmet Necdet Sezer dönemi 163 ve Abdullah Gül döneminde 848 hakaret davası açılmış.

Tamam bu bir rekor ama bunu değerlendirirken eski ile yeniyi karıştırmamak lazım. Yani rekora koşulmasının asıl sebebi mevcut cumhurbaşkanlığı sistemi yani icracı ve aynı zamanda bir partinin genel başkanı olduğunu unutmamak lazım.

Haliyle hakkında dava açılanların da cumhurbaşkanına değil, bir partinin genel başkanına hitap ettiklerini de…

Bugüne kadar özellikle bu iktidar döneminde cumhuriyete ve Atatürk’e çok hakaret edildi ve tamamı karşılıksız kaldı malumunuz.

Bu şu anlamı mı geliyor bilmem; Makama ve o makamı borçlu olduğumuza hakaret serbest ama bugününü Atatürk’e borçlu olanlara yasak sanki…

Bakalım hakkında bir işlem yapılacak mı Yeliz Hanımın!

Mesela Hür Sen Konfederasyonunun Cumhuriyetimize “kanlı darbe” diyen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve milletin egemenliğine alenen hakaret eden bu şahıs hakkında ki suç duyurusu karşılık bulacak ve gereği yapılacak mı?

Sanmam çünkü önümüzde "Cumhuriyet Dilimizi Yok Etti" diyenlere, Ayasofya’nın açılışı bahanesiyle ‘taştan adam eriyor’ diyenlere, ‘600 yıllık imparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi’ diyenlerin nasıl yanlarına kar kaldıysa bu da öyle olacak gibi…

Aman canım ne var bunda diyenlere veya kovuşturma gereği bile duymayan yetkililere küçük bir hatırlatma; TCK Madde 301: Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.