İKİNCİ Çözüm Süreci ile birlikte ülkede bir barış rüzgârı esmeye başladı. Barışı, sulhu kim istemez? Esasen, bu ülkenin kurtuluşunda ve tesisinde hep birlikte cephelere koşan, şehitler ve gaziler veren bir milletin ana unsurlarının yıllardır ayrı düşmesi anlaşılır gibi değil…
Devletin, güney ve doğu bölgelerindeki problemleri yıllarca görmezden gelmesi, aradaki ufak tefek çatlakları uçurumlara, yarlara döndürmüştür. Devlet olarak ülkeyi bir mozaik gibi oluşturan tüm unsurlara eşit mesafede durmazsan, devletin temelini oluşturan “adalet” sistemini en uç noktalara kadar ulaştıramazsan, sonunda büyük kopuşlar yaşanır.
Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte tepeden tabana doğru yayılması gereken özgürlük, adalet, huzur, eğitim, ekonomik sistemler ve kalkınma hamleleri bölgelere göre farklılıklar gösterirse, insanlar devletine ve hükümet edenlere olan güvenini kaybeder.
Eğer Türk hükümetleri, ta 1930’lu yıllardan bu yana kanayan yaralara, sızlayan kalplere insani çözümler üretebilseydi, şimdi gelinen bu noktada 40 bin vatandaş kaybedilmez, milyarlarca dolar dağlara, taşlara gitmez bu ülkenin ekonomisine değer üstüne değer kazandırırdı.
SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ!
Kolay olmadı elbet… Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren de etrafımızdaki düşmanlık çabaları hiç bitmedi. İngilizi, Fransızı, İtalyan’ı, Ermenisi, Yahudisi ve Siyonisti ülkemizi zayıf düşürmek, bölmek ve parçalamak için tarihten bu yana olmadık hesaplar içine girdiler.
NATO’da müttefikimiz olan ABD’nin, güney komşularımız Irak ve Suriye’de yaptıklarına bir bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Türkiye’nin her defasında karşı çıkmasına ve PYD/YPG unsurlarını terörist ilan etmesine rağmen, -sözde dostumuz- ABD, onlara silah taşımaya, eğitmeye ve donatmaya devam ediyor.
Acaba bu çaba ne için?
Durduk yerde ABD’nin, batı komşumuz Yunanistan’da 9 askeri üs kurması hangi amaca hizmet ediyor?
Bugüne kadar “kardeş ülke” diye nitelendirdiğimiz Türki devletler Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanırken, Ada’daki KKTC’yi görmezden geldiler. Görmezden gelmeleri de yetmedi; Ada’da başka ikinci bir milleti tanımama kararı da aldılar.
Buyurun, buradan yakın!
BARIŞ ELÇİLERİNE BAKIN!
Biliyorsunuz Kandil’deki PKK yönetimi içinde bulunduğumuz Mayıs ayının ilk haftasında toplanarak fesih ve silahları bırakma kararı aldı. Bu kararı alırken de, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerine, Lazan Antlaşmasına karşı söylemlerde bulundular. Aziz Türk Milleti’ni “soykırım” yapmakla suçladılar.
Bu nasıl barış görüşmesi, bu nasıl dostluk gösterisi?
Kimse, KCK’nın İran, Irak ve Suriye’deki yapılanmalarından bahsetmiyor… Varsa yoksa PKK… Kimse, YPG’nin 100 bin kişilik ordusundan ve ağır silahlarından bahsetmiyor…
Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada, “Anlaşmamız tüm silahlı grupları kapsıyor” derken, İmralı, Kandil ve DEM heyetlerinin müştereken yaptığı açıklamalarda, anlaşmanın tüm grupları kapsadığından bahsedilmiyor!
Biz vatandaş olarak kime inanacağız?
Hükümet kanadı “tüm gruplar” diye açıklama yaparken karşı grup farklı cümleler kuruyor… Üstelik kurduğu cümleler içinde Lozan’a gönderme yapıyor, Türk Devletini “soykırım”la suçluyor!
Bu şartlarda, tutarsız ve sağlıksız demeçler havalarda uçuşurken, karşılıklı aba altından sopalar gösterilirken, bu ortamda nasıl bir “barış süreci” beklentisi içine gireceğiz?
HİÇBİR İKBAL BEKLEMEDEN
Herkesin, her kesimin üzerine düşen görevi samimi olarak yerine getirmesi lazımdır. Eğer bu barış süreci de siyasi ikbal için kurban edilecekse, artık bundan sonra kimse yeni bir “barış” sürecinden bahsedemez…
Tüm bu işler, Anayasa’yı değiştirip, “başkanlık” sistemine geçmek ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yeni bir kapı aralamak içinse, bu barış sürecinin ana hedefi başka demektir.
Şu anda %40’ın altına düşen Cumhur İttifakı’na omuz vermek, erken seçim kararı ile Cumhurbaşkanına bir kez daha seçilme şansı vermekse amaç, yine süreç hedefinin dışına kayıyor demektir.
Buradaki ana gaye, tek kişinin iktidarına su taşımak, ona yeni meşruiyet alanları açmaksa, bu barış olmaz… Ve böylesine bir hedef için bu barış gürültüsünü koparmaksa amaç, biliniz ki, bu süreç de tıpkı Dolmabahçe Mütabakatı ile başlatılan ilk süreçten farklı olmayacaktır.
Süreci heba etmeyin…
Barışı heba etmeyin…
Türkiye’yi heba etmeyin…

*********************
ANLAMLI SÖZ
“Hayatı daha iyi kılmak özgürlüğü üzerine konuşulmadıkça, özgürlükten bahsetmenin bir anlamı yoktur. Daha iyi bir hayatın ilk koşulu ise barıştır…”
BERTOLT BRECHT
********************