Kıbrıs’ın önemini ve mevcut iktidarın Kıbrıs’a ne kadar önem verip vermediğini anlamak için biraz gerilere gitmemiz lazım.
Biz, 1974 Barış Harekatı ile sorunu kökten çözdüğümüzü sandık ama başta Yunanistan olmak üzere pek çok ülke için sorun bitmemişti.
Kıbrıs’ın jeopolitik konumunun ve Akdeniz’in petrol ve gaz rezervlerinin öneminin bilincinde olan Yunanistan ve Batı rahat durmuyordu.
Ama Allah’tan Kıbrıs’ta Rauf Denktaş, Türkiye’de Ecevit, Erbakan, Demirel ve Türkeş gibi gerçek devlet adamlarının varlığı planlarını bozuyordu.
Birkaç hamle yaptılar. Mesela Rauf Denktaş’a gittiler, kendi deyimi ile “rezerv tespit ettiklerini, buna talip olduklarını, çıkarılacak petrolden yüzde 50 pay vereceklerini söylediler” söylediler.
Ama “Türkiye olmadan cennete bile girmem” zihniyetindeki Denktaş’ı ikna edemeler.
Haliyle Rumlara da gittiler, ikna da ettiler.
Rum yönetimi Mısır’ı da yanına alarak petrol arama işine başlamak istedi.
Gerek Denktaş gerekse Ankara “savaş nedeni olur” deyince geri adım atıp fırsatı beklemeye başladılar.
2004 yılı, AKP iktidarı Kıbrıs’ı yine kaşıdılar ve bu kez karşımıza meşhur Annan Planı ile çıktılar.
Plana göre ikiye bölünen Kıbrıs bağımsız bir devlet olarak birleştirilecek, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti adlı bu ülkede bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacak, Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında el değişecekti.
Türk askeri Ada’dan çekilecek ama İngiliz askeri üs bölgesi kalacaktı!
Uzatmayayım, o zaman MHP’de siyaset yapıyorduk. Annan Planı’na şiddetle karşı çıktık. Gerek Türkiye kamuoyunu gerekse Kıbrıslı soydaşlarımızı ikna etmek için çabaladık.
Biz Denktaş’ın yanında saf tutarken AKP iktidarı Denktaş’ı sildi.
Rauf Denktaş’a yandaş medyada hakaretler yağdırıldı, KKTC’nin ayak bağı olduğu yazıldı, gençlerin önündeki engel olduğu yazıldı, “çekil artık” denildi, “istifa et” denildi.
Denktaş geldiğinde medya ambargosu uygulandı, salon toplantılarına engel çıkarıldı, “ne diyeceksen git Kıbrıs'ta söyle” denildi.
Referandum sonuçları ilginçti. Türk tarafı AKP’nin ve Annan’ın istediği şekilde yüzde 65 ‘evet’ derken, Rum tarafı yüzde 75 ‘hayır’ demişti.
E bu durumda Rumların cezalandırılması, Türk tarafına imtiyazlar sağlanması gerekirdi değil mi? Öyle olmadı. “Bunların sözüne güvenilmez” diyen bizleri haklı çıkarırcasına BM, ABD ve AB bir kez daha gerçek yüzlerini ortaya koydular, “evet” diyen Türk tarafını görmezden gelip, kendi planlarına ‘hayır’ diyen Rumları ihya ettiler.
Rum tarafı, hayır demesine rağmen, AB üyesi yapıldı.
Kıbrıs, Kıbrıs’tan ibaret değildi elbet, Akdeniz ülkelerinde bazı konularda ikna edilmeleri, Türkiye’yi desteklemekten vazgeçip AB ve Yunan tezlerine destek vermeleri gerekiyordu.
Ama o zamana kadar Türkiye bölgede güçlü, sözü geçen ve itibarlı bir ülkeydi. Öyle kolay değildi yani ve haliyle aranın bir şekilde açılması ve Türkiye’nin yalnızlaştırılması gerekiyordu.
Sonrasını yine Yılmaz Özdil’in engin arşivinden aktarayım;
“Arapların gözüne girmek için İsrail’le hır çıkardık. Türkiye’nin çıkarları İsrail’le işbirliğini gerektiriyorken, Doğu Akdeniz’in kilit ülkesi, İsrail’le düşman olduk.
Sonra? “Kardeşim Esad” derken, aniden “katil Eset” dedik. Suriye içsavaşına burnumuzu soktuk.
Türkiye’nin çıkarları Esad’la işbirliğini gerektiriyorken, Doğu Akdeniz’in kilit ülkesi Suriye’yle düşman olduk.
Sonra? Mısır’la papaz olduk.
Mübarek’in yanında olmamız gerekirken, hatta Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda Sisi’yle işbirliği yapmamız gerekirken, siyasal dinci İhvan hareketiyle iş tuttuk.
Doğu Akdeniz’in kilit ülkesi Mısır’la düşman olduk.
Sonra? Kaddafi’yi sırtından hançerledik. Kaddafi’nin öldürülmesi için “haçlı seferi”ne katıldık.
Hazin gerçek şudur...
Doğu Akdeniz’de tespit edilen 1.5 trilyon dolarlık petrol ve doğalgazı aslında kimse elimizden almadı.
Bizzat Akp hediye etti.”
Asrın ülkesi olduk diyorlardı. Verdikleri hasarı asır’larca tamir edemeyecek Türkiye.”
İşte Kıbrıs gerçeği budur, gerisi hikayedir…