Hep söylüyorum; Dünyanın kaderini ‘danışıklı dövüşler’ belirliyor.

Özellikle ‘Ortadoğu’nun…

Bizim heyecanla, coşkuyla naklen izlediğimiz El Kaide’nin 12 Eylül saldırısının neticesi, yeterli bahaneyi elde eden ABD’nin Ortadoğu’yu kafasına göre ve yeniden şekillendirmesine yol açmıştı.

Hamas’ın 13 Ekim saldırısının da hem ABD hem de İsrail’e büyük fırsatlar sunacağı muhakkaktı.

Birileri Hamas’ın saldırısını sevinç çığlıkları eşliğinde göbek atarak izlerken, daha önce bu filmi seyredenler derin bir eyvah’ çekmişler. Karşılığında da benim gibi ‘Filistin düşmanı’ olmakla suçlanmışlardı.

Hamas’ın 7 Ekim saldırısı bölgenin 12 Eylül’ü olacak, ABD ve İsrail bu fırsatı tepe tepe kullanacak demiş, saldırıyı zafer olarak değerlendiren, öldürülen, tecavüz edilen İsrail vatandaşlarının fotolarını neşeyle sallayıp paylaşanların yorumlarıyla linç edilmiştik.

Sonuç, Filistin başta Gazze olmak üzere haritadan silindi. Binlerce can gitti. Ama bu sonucu ‘zafer’ olarak değerlendirenler var.

ABD ve İsrail gerçek filmini çevirip tüm dünyaya izletirken bizim durumumuz, Yeşilçam filmlerinde ağzı burnu dağılan, kırılmadık kemiği kalkmayan boksöre ‘aslanın benim rakibini perişan ettin, haydi devam’ denilen sahneye benziyor.

Filistin perişan olmuş, bize halen yendiğimiz, zafer kazandığımız anlatılıyor.

Tıpkı Suriye’de olduğu gibi, Suriye’yi fethettiğimizi, büyük zafer kazandığımızı iddia edenler ve buna inananlar var.

En son Rize’de ‘Erdoğan bizi Gazze’ye götür’ sloganı atanlar mesela…

Daha önceleri dantelli kefenleriyle gösteri yapıp ‘Reis, bizi şuraya buraya götür’ diyenler ya savaşın bittiğinin, ateşkesin imzalandığının farkında değiller ya da farkındalar da yine bizim Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi, kavga esnasında bir kenara sinip, kavga bittikten sonra ortaya çıkıp hört zöt yapanlardan farkları yok.

Yavrum savaş bitti. Bu saatten sonra savaşa değil ancak Trump’ın Gazze’de kuracağı turizm ve eğlence merkezine eğlenmeye gidebilirsiniz. Boşuna hört zöt yapmayın!

Sayın Erdoğan ‘bizi Gazze’ye götür’ sloganları atan gençlere ‘önce ben’ dedi.

Sanırım ortalığı kolaçan etme, risk olup olmadığını anlama fedakarlığında bulunacak, eğer şartlar uygunsa gençleri götürecek.

Gözlerim yaşardı!

Ha bu arada “Türkiye, Türkiye'den çok daha büyüktür. Türkiye'nin itibarı, gücü, sözünün ağırlığı, ekonomisinin de nüfusunun da topraklarının da çok çok ötesindedir” sözlerini duyunca gülsem mi ağlasam mı bilemedim.

Konuyla ilgili iki fıkra anlatayım da isteyen gülsün isteyen ağlasın.

Adamın biri sık sık ‘bizim evde son sözü ben söylerim, herkes dinler’ diye böbürlenirmiş. Bir gün yine böbürlenirken arkadaşları yanında çocuğuna sormuşlar, baban doğru mu söylüyor?

Çocuk evet demiş, babam doğru söylüyor, son sözü hep o söyler. Annem söylenir, bağırır, çağırır ve emreder babam da son olarak ‘peki karıcığım’ der, oturur.

İkinci fıkra da dünyayı fethettiğimizi ve kendini yönetenleri dünya hakimi sananlara gelsin.

Fıkra bu ya;

Oldukça donanımlı bir bilgisayara, milletlerin ve devletlerin bütün verileri yüklendikten sonra sorulmuş; Ey bilgisayar, söyle bakalım 20 yıl sonra dünyanın hakimi kim olacak?

Cevap bir süre sonra ekrana düşmüş: TÜRKLER!

Kısa süreli yaşanan şaşkınlığın ardından yüklenen veriler tekrar gözden geçirilmiş, yeni birtakım özellikler de eklenilip tekrar sorulmuş.

Cevap yine aynı; TÜRKLER!

Olmadı bir daha, bir daha derken cevap hep aynı; TÜRKLER!

Araştırmayı yapan grup kafayı yedi yiyecekken içlerinden bir bilim adamı sormuş; Neden TÜRKLER?

El cevap; “Dünya yaşanılır olmaktan çıkacağı için gelişmiş bütün ülkeler sorduğunuz tarihte uzaya taşınacaklar, dolayısıyla dünya Türklere kalacak!”

Bilmem anlatabildim mi?