Son birkaç haftadır çok sık üzücü haberler okumaya başladık. Birbiri ardına gelen intihar haberleri toplumca kanayan bir yaramızın olduğunun göstergesi diye düşünüyorum. Kimisi genç, kimisi yetişkin, kimisi daha ömrünün çok başında… Henüz 10’lu yaşlarda bir çocuğun intihar haberi ise durumun vahametini fazlasıyla gözler önüne seriyor.

Bu noktada artık herkesin başını ellerinin arasına alıp düşünmesi fazlasıyla şart oldu. Neden bu duruma geldik? Neyi eksik yapıyoruz? Birlik ve beraberliğimiz ne kadar sağlam? O insanlara ne zaman sırtımızı döndük? Neden yardım edemedik? Bunun gibi birçok soru var sorulması gereken.

İntihar, kimsenin anlık bir sinirle tercih ettiği bir durum değil. İnsanları o noktaya götüren çoğu zaman yılların birikimi oluyor. Gelecek kaygısı, ailevi problemler, işsizlik, yalnızlaşma, sosyal baskılar, akran zorbalığı, ekonomik sıkıntılar, umutsuzluk hissi ve dijital dünyanın görünmeyen baskı ve zorbalığı… Bunlar insanın ruhunda sessizce ama derin yaralar açan sebeplerden bazıları. Bir çıkmaz, son çare algısına kapılarak yaşanan kayıplar da tüm toplumun eksikliğini gösteriyor.

Özellikler gençler için konu daha ciddi. Çünkü bugünün çocukları dijital dünyada mükemmelliğe özendirilirken gerçek hayat eksik, yetersiz ve başarısız hissettirebiliyor. Boğuştukları sınavlar, akran zorbalığı, mükemmellik algısı, yetersizlik hissi ve kimi durumlarda istismar çocukları günbegün bitiriyor. Çocuklar içine kapanıyor, ailelerine duygularını açamıyor ve en kötüsü yardım istemeyi zayıflık olarak görüyorlar.

Burada tüm sorumluluk yalnızca ailelerin değil; devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin, okulların, medyanın ve toplumun tamamının omuzlarındadır.

Öncelikle psikolojik desteğe erişim kolay ve yaygın olmalı. İnsanların terapiye ulaşması lüks değil, ihtiyaç olmalı. Okullarda rehberlik sistemleri daha güçlü kurulmalı, öğrencilerin yalnızca dersleri değil psikolojik durumları da takip edilmeli. İş yerlerinde, yerel kurumlarda ve alternatif oluşturabilecek her noktada yetişkinler için psikolojik destek merkezleri bulunmalı. Ailelere psikolojik rehberlik ve iletişim eğitimleri verilmeli. Medya ruh sağlığını etkileyecek her türlü haberi süzgeçten geçirerek çok dikkatli bir dille yayınlamalı.

Burada küçük bir örnek vererek bu durumun öneminden de bahsedebilirim. Kahramanmaraş’taki okulda yaşanan elim olayın ardından ülkedeki bir kesim öğrencilerin, katile karşı özenti duyduğunu görmek beni yeni nesil adına fazlasıyla endişelendirdi. Medya etkisi, ailelerin çocuklarına toz kondurmaması ve öğretmenlerin yetkilerinin yeterli olmaması da ateşi körüklüyor.

Yani diyeceğim o ki insanlar yeniden birbirini duymayı, sevmeyi ve saygı duymayı öğrenmeli. Hatırlamalı demiyorum çünkü çoktan unuttuk.

Çünkü bazen bir insana iyi hissettiren şey büyük çözümler değil; gerçekten desteklendiğini, dinlendiğini ve sevildiğini hissetmesidir. Bir çocuğun sessizliğini fark etmek, bir arkadaşın içine kapanmasını önemsemek, “İyi misin?” sorusunu lafta değil, gerçekten sormak… Bunlar basit şeyler değil.

Hiçbir çocuk ölmeyi göze alacak kadar yalnız kalmamalı.

Ve bizler, bireylerimizi sessizce kaybetmeye alışmamalıyız.