Yaz mevsimi geldiğinde hepimiz serinlemenin yollarını arıyoruz. Sapanca, Karasu ve Kocaali sahilleri, dereler, göller, nehirler sıcak günlerde insanların akın ettiği yerler haline geliyor. Bu sıcak yaz günlerinde serinlemek için en iyi yöntemlerden ancak suyun en ufak dikkatsizliğe tahammülü yok. Son günlerde de boğulma vakalarının arttığını görmek beni hem tedirgin ediyor hem de üzüyor.

Her yaz televizyonu açtığımızda, sosyal medyada gezinirken ya da çevremizdeki insanlarla konuşurken sık sık boğulma haberlerine rastlıyoruz. Yüzmeyi iyi bildiğini düşünen gençler, serinlemek için suya giren çocuklar, balık tutmak için suya girenler, akıntının gücünü hafife alan yetişkinler bu olayların kurbanı olabiliyor.

Çocukken ne zaman bir deniz kenarı ya da dere kenarına gitsek büyüklerimiz hep ‘sudan uzak durun’ diye uyarırdı. Bugün sebebini daha iyi anlıyorum. Bazen bir yetişkini bile sürükleyen suya bir çocuğun gücü elbette yetmeyebilir. Eskiden gelen bir söz vardır “Suyun şakası olmaz”. Çok doğru söylemişler. Su, ne kadar güzel görünürse görünsün en ufak hatayı kabul etmez. Özellikle yüzmeye elverişli olmayan alanlarda suya girmek, cankurtaran bulunmayan bölgeleri tercih etmek veya çocukları gözetimsiz bırakmak ciddi sonuçlara yol açabilir. Birkaç dakikalık dikkatsizlik, bir ailenin ömür boyu sürecek acısına dönüşmesin.

Bu konuda yalnızca yetkililere değil, biz vatandaşlara da önemli görevler düşüyor. Çocuklara küçük yaştan itibaren yüzmeyi ve suyun risklerini öğretmeli, uyarı levhalarını dikkate almalı ve tehlikeli bölgelerden uzak durmak gerekir. "Bana bir şey olmaz" rehavetine kapılmadan, tedbirimizi elden bırakmamalıyız.

Yazın tadını çıkaralım. Ancak bunu yaparken güvenliği ön planda tutalım. Çünkü bir canın kaybı, alınabilecek basit önlemlerle önlenebiliyorsa, hepimizin bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Ve bugün bu konuyu ele alırken daha 14 yaşında boğularak hayatını kaybeden ilkokul arkadaşım Hasan Hüseyin’i rahmetle hatırlıyorum.