Dünya bir kez daha doğanın gücü karşısında insanın ne kadar aciz kalabileceğini bizlere hatırlattı. Venezuela’da art arda yaşanan 7.2 ve 7.5 gibi güçlü depremler, yalnızca o bölgedeki insanları değil, deprem gerçeğiyle yaşayan bizim gibi ülkeleri de yeniden düşünmeye itti. Çünkü depremler hazırlıklı olmayan ülkeler ve şehirler için yalnızca bir doğa olayı olarak kalmıyor. Yıkımın ve sil baştan düzen kurmanın sebebi oluyor.
Sakarya olarak bizde bu gerçeği en iyi bilen şehirlerden, Türkiye olarak da en iyi bilen ülkelerden biriyiz. Tarih boyunca birçok büyük deprem yaşamış, acı tecrübelerle deprem gerçeğini defalarca hatırlamış bir coğrafyada bulunuyoruz. Ancak her büyük depremin ardından aynı sorular yeniden gündeme geliyor: Yapılarımızı ne kadar güvenli yaptık? Şehirlerimizi ne kadar hazırladık? Deprem öncesinde ne kadar bilinçlendik?
Önce şunu vurgulayalım. Deprem bölgelerinde bulunan ülkeler için afet yönetimi bir seçenek değil, zorunluluktur. Japonya gibi ülkeler yıllardır depremle yaşamayı öğrenirken; sağlam yapı sistemleri, bilinçli toplum ve sürekli yapılan hazırlıklarla riskleri azaltmaya çalışıyor. Çünkü onlar biliyor ki depremi durduramazsınız, ancak depremin sonuçlarını azaltabilirsiniz.
Ülkemizde özellikle öğrenilmesi gereken ilk konu deprem anında bilinçli hareket etmek ve toplanma alanları hakkında bilgi sahibi olmak. Her deprem sonrasında görüyoruz ki yıkımsız bir deprem de olsa acillerde pencerelerden atlayanlar, merdivenlerden düşenler ya da deprem anında çök kapan hareketini uygulamayıp yaralanan vatandaşlarımız bulunuyor. Bu da deprem bilincinin ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor.
Deprem olduktan sonra değil, deprem olmadan önce harekete geçmek hazırlıktır.
Bina güvenliği, toplanma alanları ve afet eğitimleri bizim gibi deprem bölgesinde yaşayan insanların hayatlarının ayrılmaz bir parçası olmalı. Korkuyla değil bilinçle hareket etmeliyiz. Bunun için yalnızca kamu kurumları değil bizlere de görev düşüyor. Kaçımızın evinde deprem çantası var? Kaçımız toplanma alanlarımızı biliyoruz? Ya da kaçımız deprem anında yapılması gerekenlere dair eğitim alıyoruz?
1970’de bulunan sismik izolasyon teknolojisi 2026 yılında hala tüm ülkede kullanılmıyorsa ülkemizin deprem gerçeğini hala ya tam bilmiyoruz ya da umursamıyoruz. Bu gerçeği unutmadan yaşamalıyız. Malzemeden kaçmadan, sorumluluklarımızı unutmadan hareket etmek zorundayız. Canımızın, malımızın, ailemizin ve sevdiklerimizin güvenliğini istiyorsak birbirimize de daima hatırlatmalıyız.
Ve Büyükşehir Belediyesi’nin Tığcılar Kentsel Dönüşümünü yeniden hatırlatmak isterim. Son durumun yerel yönetimlerin tüm hazırlığını tamamladığını biliyoruz. İlk adım olarak atılan bu hareket tüm şehre yayılmalı. Hiçbir bina kontrolsüz ve kuralsız yapılmamalı. Ve bizlerde bu dönüşüme köstek değil destek olmalıyız.
Bugün dünyanın farklı bir noktasında yaşanan bir deprem bize yine aynı gerçeği hatırlatıyor: Deprem kaçınılmaz olabilir, ancak felaketin boyutu bizim ne kadar hazırlandığımıza bağlı.
Artık “deprem olacak mı?” değil; “Biz hazır mıyız?” sorusunu tartışalım…