Dün, her şey düzelir ama insan üzerindeki tahribatı gidermek uzun zaman alır, demiştim.
Bakıyorum da bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve oğul Erdoğan da benimle aynı fikirdeler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan; “İnsana dair hasletlerin hızla tükendiği ve tüketildiği bir çağda yaşıyoruz” dedi. Doğru söyledi…
Oğul Erdoğan da sorunu dindar insan kıtlığına ve dindar insan algısının yansıma biçimine bağladı.
“Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız. Müslümanlar olarak bizim dinimizi doğru temsil etmemizin yolu, bu toplumda iyiliklerin kaynağının yine Müslüman insanlardan geldiğini, yine dindar insanlardan geldiğini muhakkak ve kesin şekilde yerleştirmekten geçtiğini düşünüyorum” dedi. O da doğru söyledi…
Yani, teşhis konusunda her ikisi ile aynı fikirdeyiz.
Peki tedavi? İşte o konuda anlaşamıyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençliğe örnek olarak Necip Fazıl’ı gösteriyor; “Üstadın hayalini kurduğu gençliğin daima istikamet üzere olması misyonundan” söz ediyor.
Oğul Erdoğan’ın örnek şahsiyeti ise Kadir Mısıroğlu…
Necip Fazıl ve kadir Mısıroğlu… Al birini vur öbürüne.
Bunlar model olacaksa, bunlar örnek alınacaksa vay halimize…
Merhum Necip Fazıl evet şiirlerine bakılınca şairler sultanı unvanını hak ediyor, peki insanlığı, karakteri, duruşu, mücadelesi, bunları nereye koyacağız. Sırf çok iyi şair diye, CHP ile demokrat Parti arasındaki savrulmalarını, Atatürk sağken sıkı bir Atatürkçü ama vefatından sonra Atatürk düşmanı olmasını, milletvekili adayı olamayınca Erbakan’a ağır hakaretler etmesini, bir davadan ziyade çıkarlarının peşinde koşmasını, kumar oynamasını, içki içmesini, megaloman yapısını, yüksek egosunu görmezden mi geleceğiz?
Bu karakterdeki bir adım mı gençlerimize model olacak?
Nasıl bir gençlik istediği malum; Yılmaz Özdil’in ifadesiyle; "Necip Fazıl'ın istediği gençlik, 'kindar, demokrasiye inanmayan, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir kavramını reddeden, devlet yönetiminde şeriat isteyen, Cumhuriyet'i dinsizlik, devrimcileri ayyaş, devrimleri kahpe rüzgar olarak nitelendiren, laik eğitimi zehirli gören ve tüm bunları ‘dava' olarak görüp, ‘bu davanın taşını gediğine koyana kadar mücadele edecek bir gençlik…”
Bu adamın bahsettiği gençliği mi yeni baştan yaratacağız?
Kadir Mısıroğlu’na gelince, adını anıp bu sayfayı kirletmenin alemi yok.
Eski Bahçeli’nin tarifiyle "Milli Mücadeleyi kötülemek için her fırsatta konuşan hatta 'keşke Yunan galip gelseydi' diyen, varlığı utanç verici, Atatürk'e sövmeyi meslek edinen” bir tip.
Gençliğe rol model bu meczup mu olacak?
Oğul Erdoğan ile mutabık olduğumuz bir konu daha var; Toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısının bozulması…
Bak, yine teşhiste anlaştık ama tedavi de mümkün değil.
Yaşayarak biliyorum ki toplumda ‘dindar insan iyidir, ona güvenilir’ algısı bu iktidar döneminde bitti.
Nasıl bir paradoks ise artık, dindar insan iyidir algısı, dindar olduğunu söyleyen insanlar iktidara geldikten sonra zayıfladı.
Bu konuda eski AKP’li Mustafa Yeneroğlu’na katılıyor ve şu sözlerinin altına imza atıyorum;
Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan’ın "Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız" ifadesi, basit bir siyasi temenni olarak okunup geçilemez.
Bu cümle, aslında derin bir yarılmanın, farkında olunsun ya da olunmasın, toplumsal bilinçaltına sızmış bir çöküşün itirafıdır.
Bu çıkışı yargılamak yerine kıymetli bulmak gerekir. Zira en koyu karanlıkta bile birinin "ışık sönüyor" demesi, gerçekliğe olan bağın henüz tamamen kopmadığını, vicdan kırıntılarının hala bir yerlerde titreştiğini gösterir.
“Müslümanca duruş” denilen o kadim mihenk taşı, tarihin hiçbir döneminde konforlu koltuklarda, muktedirlerin sofrasında parlamamıştır.
Toplumun bir insana “iyi” hükmünü vermesi için onun gece kaç rekat namaz kıldığına değil, gündüz insan içine çıktığında, yani kamusal alana adım attığında etrafına ne yaydığına bakılır.”
Ve Karar yazarı Yusuf Ziya Cömert’in dediği gibi; bunu ancak “İyiliklerin kaynağının Müslümanlardan geldiği algısının toplumda kesin şekilde yerleştirilmesi gerekiyor” ise, bunu ancak özünüze dönerek, kendinizi ıslah ederek, ülke yönetiminde ehliyete liyakate önem vererek, yetim hakkı yemeyerek, insanlara adaletle, merhametle muamele ederek…” gerçekleştirebilirsiniz.