DAHA önce defalarca söz vermelerine rağmen, tüm Devlet teşekkülleri ve hükümet erki bugünlerde dünyanın en kanlı terör örgütünün başı ile görüşme yarışında... Artık onun vereceği bilgilerden, yapacağı önerilerden medet umar hale gelindi ne yazık ki!
Biliyorsunuz tam da 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne isabet etti Barış Heyeti’nin İmralı ziyareti... Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, tam da 10 Kasım’da okulları ara tatile soktuğu gibi... Bu defa eğitimin neferi olan öğretmenlerimizin özel gününde, 24 Kasım sabahı tutuldu İmralı yolu...
Heyette AKP, MHP ve DEM’den yetkililer vardı... Muhalefetten CHP ile birlikte birçok parti, terörist başının ayağına gitmeyi kabullenemediği için bu “sözüm ona” barış heyetinde yer almadı.
Edindiğimiz bilgilere göre 3 saat civarında sürmüş İmralı görüşmesi... Acaba terörist başına hangi sorular soruldu ve ne cevaplar alındı?
AKLIMDAKİ DELİ SORULAR!
Heyetteki DEM’lilere bir sözüm yok ama AKP ve MHP’nin temsilcilerine sorularım var. Terörist başının gözüne baka baka acaba sorabildiler mi?
Mesela, “Suriye’de konuşlanan 100 bin civarındaki SDG güçleri de silah bırakacak mı?” diye sordular mı?
Mesela, “Sadece 30 kişi sembolik olarak silahlarını yaktı, ya diğerleri?” diye sorulacak mı?
Mesela, “Eline silah alkış, Türk askerini şehit etmiş, masum vatandaşları katletmiş azılı katilleri ne zaman teslim edeceksin?” diye sordular mı?
Mesela, “O masum bir iki aylık bebeklerden, kadınlardın, genç kızlardan, öğretmenlerden ne istediniz?” diye sordular mı?
Mesela, “Şu anda Türkiye dışında ve Avrupa ülkelerinde bulunan PKK’lı teröristleri ne zaman teslim edeceksiniz” diye sordular mı?
Mesela, “PKK’nın tüm dünyadaki terör faaliyetleri ne zaman sonlanacak?” diye sordular mısınız?
Mesela, “Öldürdüğünüz 40-50 bin vatandaşımızın hesabını nasıl vermeyi düşünüyorsun?” diye sordular mısınız?
Mesela, “Türkiye’de ve dünyada kimlerden silah ve lojistik destek alıyordunuz?” diye sordular mı?
Ben de size soruyorum; bunları sormadıysanız, heyette ne işiniz vardı?
IRMAĞININ AKIŞINA ÖLENLER!
Ülkemizde nerede ise “Milli Marş” gibi söylenen bir türkü var “Ölürüm Türkiye’m” adında...
İlk satırlarını yazarak hatırlatayım;
“Baş koymuşum Türkiye’min yoluna,
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm.
Asırlardır kır atımı suladım;
Irmağının akışına ölürüm Türkiye’m...”
Ve bu şanlı türküye sahip çıkanlar, daha çok kendilerini ülkücü ve milliyetçi olarak tanımlayanlardı... Kimselere bırakmazlardı vatan ve millet sevgisini... Bizler de öyle inanır, bu türkünün her çalındığında heyecanla dinlerdik...
Peki şimdi ne oldu?
Derelerden, nehirlerden ve köprü altlarından hangi sular geçti de Türkiye’de son 5-6 ayda yaşananlara böylesine sessiz ve ilgisiz kaldınız?
Mesela, hangi akla hizmet ettiği bilinmeyen lideriniz Devlet Bahçeli’nin son çıkışı olan, “Hiç kimse gelmezse, yanıma 3 arkadaş alır, tek başına giderim İmralı’ya!” sözlerine! Ve bunu söyledikten sonra grup toplantısındaki yol arkadaşlarına dönerek;
“İmralı’ya gitmemize izin veriyor musunuz?” diye sormasına...
NEREDE KALDI SİZİN ÜLKÜCÜLÜĞÜNÜZ?
Tüm milliyetçi grubun ayağa kalkarak Devlet Bahçeli’yi ellerini patlatırcasına alkışlamasına!
Evet... Türkiye’de son aylarda yaşanan bu değişime, terörist seviciliğine ne diyorsunuz?
Nerede kaldı sizin milliyetçiliğiniz?
Nerede kaldı sizin ülkücülüğünüz?
Aslında sizler, iki yıl önce katledilen Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Sinan Ateş cinayetinde de sessiz kalmıştınız... Çünkü bu siyasi cinayeti işleyenlerin eli MHP saflarına kadar uzanıyordu; görmezden, duymazdan ve işitmezden geldiniz...
Üç maymunu oynadınız...
Türkiye, “barış süreci” ayağına nereye doğru sürükleniyor farkında değil misiniz?
Bir düşünsenize, bu “sözde” barış sürecini kimler istiyor?
Amerika ile İsrail ile Almanya ve Fransa ile Yunanistan ve tüm Türkiye düşmanları ile aynı safa düştüğünüzün farkında mısınız?
Göreceksiniz, ahan da buraya yazıyorum... Barış süreci hikâye... Yaşayanlar bu sürecin hangi kapıya çıkacağını, nerelere evrileceğini çok iyi görecek...
Fakat bazı şeylerin artık geri dönüşü yoktur; bunu da bilesiniz...
*****************************
ANLAMIL SÖZ
“Ne günlere kaldık ey gazi hünkâr!
Katır mühürdar oldu, eşek defterdar!”
ZİYA PAŞA
