Ancak meraklısı bilir ki, İsrail’in yaptığı soykırım bizzat İsrailliler tarafından sürekli lanetlendi.

Faşist, Nazi artığı Netanyahu sürekli protesto edilirken İsrail medyası da bu caniyi sürekli topa tuttu.

Şimdi bakıyorum da bu son cümle biraz saçma oldu gibi değil mi? Öyle ya hem faşist bir lider hem de yerel halkın ve medyanın protestosu aynı cümleye pek uymaz, uymaması gerekir, değil mi?

Ama uyuyor.

Bakın, İsrail’de yayımlanan yani yayımlanabilen Haaretz gazetesinin editörü “Gazze'deki toplu katliamı durdurun” diyor, diyebiliyor;

“ABD'nin Irak, Afganistan ve Suriye savaşından daha hızlı bir şekilde sivillerin öldürüldüğü" ve "hükümet ile ordunun güvenli alan olarak açıklamasına rağmen, İsrail'in Gazze'nin güneyini 1 ton ağırlığındaki bombalarla en az 200 kez vurduğu” yazıyor, yazabiliyor.

Bu Haaretz Gazetesi’nin bir yazarı var; Yahudi gazeteci Gideon Levy;

“Tüm bunların arkasında İsrail’in kibri yatıyor: İstediğimiz her şeyi yapabiliriz, yaptığımız şeylerin bedelini ise asla ödemeyiz ya da cezalandırılmayız diye düşünüyoruz.

Filistinli insanları tutukluyor, öldürüyor, taciz ediyor, mülksüzleştiriyoruz, aynı zamanda da

Masum insanlara ateş edeceğiz, insanların gözlerini çıkaracağız ve yüzlerini parçalayacağız, onları kovacağız, süreceğiz, el koyacağız, soyacağız, insanları yataklarından kaldıracağız, etnik temizlik yapacağız ve tabii ki Gazze Şeridi’ne yönelik inanılmaz kuşatmayı sürdüreceğiz ve her şey yoluna girecek öyle mi?

Bunun böyle olmadığı bir kez daha kanıtlatmış oldu. Birkaç yüz silahlı Filistinli o korkunç seti aştı ve hiçbir İsraillinin hayal bile edemeyeceği bir şekilde İsrail’i işgal etti. Birkaç yüz kişi, acımasız bir bedel ödemeden 2 milyon Filistinliyi sonsuza kadar hapsetmenin imkânsız olduğunu kanıtlamış oldu.

Başbakan Benjamin Netanyahu yaşananlarda en büyük bir sorumluluğu taşıyor. Bu sorumluluğun bedelini ödemek zorunda…”

Şimdi arkanıza yaslanın ve bir düşünün; hangi İslam ülkesinde bir gazeteci, başbakan veya devlet başkanına “Çek git artık, bunlar senin yüzünden oluyor” diyebilir?

Hangi sözde demokrasi ile yönetilen, yöneticilerin seçimle işbaşına geldiği bir İslam ülkesinde bir gazeteci hükümetin istifasını isteyebilir?

Son örneğini geçtiğimiz gün esir takasından sonra yaşadık,

Takasla hürriyetine kavuşan İsrailli esir Alexander Turbanov, ülkesinin liderini de politikasını da yerden yere vurdu.

Ama bir de gördüğü muameleye dair anlattıkları var ya, inanın dinimle bir kez daha gurur duydum;

“Sizin nezaketiniz vicdanıma kazındı. Aranızda yaşadığım 498 gün boyunca, maruz kaldığınız saldırganlık ve suçlara rağmen, gerçek erkekliğin, saf kahramanlığın ve insanlığa ve değerlere saygının anlamını öğrendim.

Siz özgür kuşatılmış olanlardınız, ben tutsaktım ve siz hayatımın koruyucularıydınız. Bana şefkatli bir babanın çocuklarına gösterdiği gibi baktınız. Sağlığımı, onurumu ve zarafetimi korudunuz ve toprakları ve gasp edilmiş hakları için savaşan adamların pençesinde olmama ve ülkemin hükümeti tarafından kuşatılmış bir halka karşı en iğrenç soykırımı gerçekleştirmelerine rağmen açlığın veya aşağılanmanın bana dokunmasına izin vermediniz.

Erkekliğin anlamını gözünüzde görene kadar bilmiyordum ve fedakarlığın değerini, aranızda yaşayana kadar, ölümü gülümseyerek karşılayıp, öldürme ve yok etme araçlarına sahip düşmana çıplak bedeninizle direnene kadar fark etmemiştim. Ne kadar belagatlı ve açık sözlü olsam da, sizin değerinizi yansıtacak, yüce ahlakınız karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı ifade edecek kelimeler bulamayacağım.

Dininiz size esirlere karşı böyle mi davranmanızı öğretiyor?

Bu ne büyük dindir ki, sizi bu kadar yüce bir mertebeye eriştirir ki, karşısında insan yapımı bütün insan hakları kanunları çöker, düşmanlarla mücadele protokolleri çöker!

En zor anlarda yalan sloganlarla değil, yaşadığımız gerçeklerle adaleti ve merhameti gösterdiniz, en karanlık koşullarda bile ilkelerinizden vazgeçmediniz.

İnanın bana, eğer bir gün buraya dönersem ancak sizin saflarınızda bir mücahit olarak dönerim. Çünkü hakikati halkınızdan öğrendim ve sizin sadece toprağın değil, aynı zamanda ilkenin ve haklı davanın da sahipleri olduğunuzu anladım.”