Geçtiğimiz hafta CHP İstanbul İl Binası önünde ve içinde yakışıksız ve bir o kadar da hukuksuz görüntüler yaşandı.
Zaten bir garabet olan yargı kararına bir de İç İşleri Bakanlığı’nın garipliklerle dolu icraatı eklenince haliyle koptu kıyamet…
Haliyle CHP’ye düşen de hem yargı kararını hem de İç İşleri Bakanlığının icraatlarını eleştirmekti.
Öyle de yaptılar…
CHP Lideri Özgür Özel, konuyla ilgili sert açıklamalar yaparken, CHP İstanbul Milletvekili Turan Özer de İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesince görevlendirilen Gürsel Tekin'in belediye binasına girişinde yaşanan arbede ve polis müdahalesini, Meclis gündemine taşıdı.
Turan Özer, İçişleri Bakanı Yerlikaya'nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
"8 Eylül 2025 tarihinde, sabah saatlerinden itibaren il başkanlığı binası çevresinde yoğun polis ablukası oluşturulmuş, tedbir kararının icrası ise usule aykırı biçimde uygulanmaya çalışılmıştır. Bu süreçte milletvekilleri ile kolluk kuvvetleri arasında arbede yaşanmış, kolluk kuvvetlerinin kullandığı biber gazı ve orantısız güç nedeniyle çok sayıda kişi yaralanmıştır.
Bu sırada, il binasının içinde, üzerlerinde siyah tişört bulunan polis, özel tim, çevik kuvvet veya herhangi bir resmi güvenlik görevlisini tanımlayıcı hiçbir ibare taşımayan kişilerin olduğu tespit edilmiştir.
Bu kişilerce, görevlerini yapmaya çalışan, özellikle basın mensupları başta olmak üzere darbedilmiş, kötü muameleye maruz kalmışlardır. Söz konusu olay, kolluk kuvvetlerinin görev ve sorumluluklarını yerine getirme biçimine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bahsi geçen kişilerin kimliği, il binasına nasıl girdikleri ve kolluğun bu şiddet eylemlerine neden engel olmadıkları derhal açıklığa kavuşturulmalıdır" diyerek şu soruları sordu;
-8 Eylül 2025 tarihinde CHP İstanbul İl Başkanlığı binasında bulunan ve üzerlerinde siyah tişört olan kimliği belirsiz kişiler kimlerdir?
-Bu kişilerin herhangi bir resmi görevi veya emniyet birimleriyle bağlantısı var mıdır? Varsa neden üzerlerinde görevlerini tanımlayıcı bir ibare bulunmamaktadır?
-Basın mensuplarına yönelik darp olayının kolluk kuvvetlerinin gözleri önünde gerçekleşmesine rağmen müdahale edilmeme sebebi nedir?
-Gazetecilerin darbedilmesinden sorumlu kişiler hakkında adli veya idari bir işlem başlatılmış mıdır?
-Olay günü görevli kolluk kuvvetleri ve amirleri hakkında görevlerini ihmal ve kötüye kullanma yönünden herhangi bir soruşturma açılmış mıdır?
Sorular bu kadar net ve basit.
Kamuoyunun da cevabını merak ettiği sorular…
Peki, görevi kamuoyunu aydınlatmak, soru soran tarafı bilgilendirmek ve kafa karışıklıklarını giderip toplumsal infialin önüne geçmek olan İç İşleri Bakanı ne yaptı?
Galiba o da en iyi savunma saldırıdır şiarını benimsemiş olsa gerek ki resmi soruya yanıt vermek yerine Özgür Özel ile atışmayı tercih etti.
Ama ilginç ve trajikomik olan, Özel’i ‘kifayetsizlikle’ yani yetersizlikle suçlayacağım derken kendi ‘cehaletini’ ortaya koymasıydı.
Hesapta Özgür Özel’i aşağıladığı paylaşımı şöyleydi;
"Mevlana der ki: 'Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek bir cevabım var elbet. Lakin bir lafa bakarım, laf mı diye? Bir de söyleyene bakarım, adam mı diye?' Baktım ki, kifayetsiz muhterismiş…"
Bir kere alıntı yapılan bu rubai Mevlana’nı değil, Ömer Hayyam’ın…
Bu sözlerin kime ait olduğunu bilmeyen bir ortaokul öğrencisi bile üsluptan yola çıkarak kesinlikle Mevlana’ya ait olamayacağı bilir.
İlgili bölümün tamamı da şöyle;
“Kör Cehalet Çirkefleştirir İnsanları.
Suskunluğum asaletimdendir!
Her lafa verecek cevabım var elbet.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye.”
Sizce buruda ki ‘kör cehalet’ hangi tarafa uymuş?
Bir de Sayın Bakan’ın suskunluğu asaletinden mi yoksa bu eleştiri ve sorulara verebilecek bir cevabının olmamasından mı?
Yorum sizlerin…