Bir yandan tadını çıkarıyor öbür yandan ‘biz ne yapalım canım! Şikayet eden CHP'li şikayet edilen CHP'li’ diye dalgalarını geçiyorlar.
Ekonomist İbrahim Kahveci önceki gün ‘tamam, şikayet eden CHP'li şikayet edilen CHP'li de organize eden kim’ diye sormuştu.
Paylaşımının altındaki okur yorumu ise bütün bu yaşananların özeti gibiydi;
“Şikayet eden CHP'liler 9 kere mahkemeye gitmiş, mahkeme 9 kez davayı ret etmiş. Sonra AKP'liler devreye girmişler, şikayet eden CHP'lilere siz hangi hakim ve savcıya gideceğinizi bilmiyorsunuz biz size yardımcı olalım demişler ve insaniyet namına CHP'lilere yardımcı olmuşlar.”
Neyse, önceki gün aylardır üzerinde tepinilen Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını verdi; Dava 24 Ekim tarihine erteledi. Tedbir talebini ise reddetti.
Sevinenler oldu, derin nefes alanlar oldu ama aslında Anayasamıza ve pozitif hukuka göre kökten reddedilmesi gereken bir davaydı.
Yani, hukuktan umudumuzu o kadar kesmişiz ki buna bile sevinir olduk.
Kararın hemen ardından borsanın yükselişe geçişine bakılacak olursa ekonomi de derin bir nefes aldı diyebiliriz.
Bazılarının hevesleri kursaklarında kaldı.
Kurultayların iptal edilmesi ve Parti yönetiminin bir kayyıma veya eski Genel Başkana devredilmesini bekliyorlardı, olmadı.
Kurultaylar iptal edilmese bile, “tedbir kararı” alınarak Özgür Özel yerine bir kayyımın veya eski yönetimin atanmasını bekliyorlardı o da olmadı.
Mahkemenin erteleme kararı, toplum içindeki tartışmaları ve kutuplaşmayı körükleyenlerin de işine gelmedi.
Mahkeme aksi bir karar verse de ekonomi çalkalansa, Merkez Bankası doların yükselişini önlemek için döviz bozdursa, enflasyon yine yükselse, biz de bu çalkantıdan paramıza para katsak diye düşününler de hayal kırıklığına uğradı.
İktidar kanadı için ne diyeceğimi bilemiyorum yani hevesleri kursaklarında kaldı da diyemiyorum onlar da derin bir nefes aldılar da diyemiyorum.
Normalde bir iktidarın Türkiye ekonomisinin bir kez daha altüst olmasına sevinmesi gerekir elbet.
Hele hele ‘beka sorunu’ gerekçesiyle terör örgütüne bile yanaşmak zorunda olan bir iktidarın, bu mahkeme kararı ile siyasi tansiyonun düşmesinden memnun olması da gerekir öyle değil mi?
İnşallah öyledir!
Keşke iktidar kanadının, şikayet eden CHP’li, şikayet edilen CHP’li, bizi ne ilgilendirir sözleri gerçek olsaydı da Türkiye ekonomisi bir ağır bedel daha ödemek zorunda kalmasa ve bu bedelin faturası da gariban halka yüklenmeseydi.
Keşke talimatla hareket ettiği iddia edilen yargı, kararlarıyla hukuku işletebilse ve Türkiye bu badireyi hiç yaşamamış olsaydı.
Çok zor değildi aslında…
Neden zor olmadığını Deniz Zeyrek’in yazısından aktarayım:
Partilerin il/ilçe kongreleriyle büyük kurultaylarının yargı denetimini, adli yargı değil il/ilçe seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu yapar. Kurultay sırasında bireylerin işlediği suçlarla ilgili davalarının adli yargıda görülmesi mümkün, ancak adli yargının bu davalar üzerinden siyasi partinin tüzel kişiliğine ve kurultaylara ilişkin kararlar alması mümkün değil. YSK, Sarıyer, Tuzla, Ataşehir, Bahçeşehir ilçe seçim kurullarının İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararına dayanarak 39. kurultay süreçlerini durdurma kararlarını çok net bir şekilde “tam kanunsuzluk” saymıştı. Ayrıca siyasi partilerin tüzel kişiliğiyle ilgili yargısal süreçler, Yargıtay Başsavcılığıyla Anayasa Mahkemesi’nde yürütülür.
Butlan (Kesin hükümsüzlük) siyaset ve seçim hukukunun değil medeni hukukun konusudur. Siyasette “butlan” kavramı sadece şu şekilde gündeme gelmiş: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bazı parti kapatma davalarında dava konusu partinin bazı tüzük ya da program bölümlerinin Anayasaya açık aykırılık nedeniyle butlan yani hükümsüz sayılmasını istemişti. Anayasa Mahkemesi de bazı davalarda bu talepleri kabul ederek, ilgili partilerin tüzük ve programlarının ilgili bölümlerini “Butlanla malul”, yani hükümsüz saymıştı. Cumhuriyet tarihinde hiçbir siyasi partinin kurultayı bir mahkeme tarafından “butlanla malul” sayılmadı.
CHP’nin 38. büyük kurultayında yargı denetimi YSK tarafından yapılmış ve karara bağlanmış. Hiçbir adli yargı organı 38. Kurultayı onaylayan YSK kararını kaldıramaz. Mahkeme ileri yorum yaparak 38. Kongreyi kazanan yönetimi (suç işlendiğine kanaat getirip) görevden alıp yerine kayyum atasa dahi 38. Kurultayı hükümsüz (butlan) ilan edemez.”