Dünden anons ettiğim gibi; Özgür Özel’in ‘Hak etmediğimizi duyarsak, hak ettiğinizi duyarsınız’ köşesinden, haftanın konusu aktaracaktım.

Sabahın köründe yine gazetecilere yönelik dalgayı görünce işin açığı aktarsam mı aktarmasam mı diye tereddüt ettim.

Bakın, aktarsam mı aktarmasam mı diyorum. Yazsam demiyorum. Çünkü o hale getirildik ki bir siyasetçinin sözlerini aktarmak da suç neredeyse.

Nitekim savcılığın gerekçesine bakıyorum; “Cumhuriyet Başsavcılığımızca İmamoğlu Çıkar Amaçlı suç örgütüne yönelik yürütülmekte olan soruşturma kapsamında Şüpheliler Soner YALÇIN, Şaban SEVİNÇ, Aslı AYDINTAŞBAŞ, Ruşen ÇAKIR, Yavuz OĞHAN ve Batuhan ÇOLAK'ın üzerlerine atılı Yalan Bilgiyi Alenen Yayma, Suç Örgütüne Yardım Etme suçlarından savunmalarının alınması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir. İfade alma işlemleri Emniyet Müdürlüğü’nde gerçekleşecektir. Kamuoyunun bilgisine duyurulur” diyor.

Malumunuz son mitingde Özgür Özel, başsavcıya ilişkin bir iddiada bulundu ve belgelerini gösterdi.

Belki yalan söyledi, belki iftira attı, bilemeyiz. O, onun sorunu. Ama gazetecinin görevi bir siyasetçinin dediklerini kamuoyuna aktarmak, haberini yapmaktır ve bu dünyanın hiçbir yerinde suç değildir.

Ama burası Türkiye ve içinde bulunduğumuz dönem de Türkiye Yüzyılı maalesef…

Neyse, ben sözümü tutayım, aktarayım ve yorumunu size bırakayım;

Söyledi ve sordu Özgür Özel; “Casusluk nedir?

Yıl 2009. O zaman Hocaefendi, sonrası CIA beslenmesi dedikleri FETÖ’nün Savcısı Mustafa Bilgili, Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nın kozmik odasına girmek ister.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, kozmik odaya girilmesine izin veremeyeceğini, durumu Başbakan Erdoğan’a anlatacağını, ileteceğini söyler.

Erdoğan’la görüşmeye gider, görüşmenin ardından kozmik odaya girilmesine izin vermek zorunda kalır. Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük casusluk faaliyetidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kozmik odası, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin namahrem odası artık FETÖ’cüler eliyle Amerikan istihbaratındadır.

Şimdi kozmik odaya giren savcı Mustafa Bilgili mi casus, yoksa onun önünü açan Recep Tayyip Erdoğan mı casus? Kararı millet versin.

Yıl 2011. Seçimlerin hemen öncesi. Danıştay’a 50, Yargıtay’a 108 yeni üye atanacak. CIA talimatlı Fethullah Gülen çetesi Amerika’dan hard disk içinde listeyi gönderip o isimlerin atanmasını isterler. Danıştay’a 50’de 50, Yargıtay’a 108’de 107, Gülen'in listesinden atama yapılır.

Şimdi Fethullah Gülen mi casus, ‘Ne istedilerse verdik’ diyen Recep Tayyip Erdoğan mı casus?

Ya da İlker Başbuğ’u terörist iftirasıyla tutuklatan Zekeriya Öz mü casus, onun altına zırhlı arabasını yollayan Recep Tayyip Erdoğan mı casus?

15 Temmuz darbesini yapan rütbeli askerleri o göreve atayan Personel Daire Başkanı İlhan Talu, bizzat FETÖ’cü çıktı. Şimdi onu o makama atayan Hulusi Akar mı casus, Hulusi Akar’ı bakan yapan Recep Tayyip Erdoğan mı casus?

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir kez Başbakan odası böcekle dinlendi.

Yıl 2013. İki yıl aradılar, bulamadılar.

Dinlemeyi yapan bugünün Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in yaveri FETÖ’cü Mehmet Fatih Akkurt’tu. Şimdi yıllarca bugünün Genelkurmay Başkanı’nın, Milli Savunma Bakanı’nın yanındaki kişiyi FETÖ’cü olarak oraya koyan o cemaat mi casus, yoksa o atamayı yapan Recep Tayyip Erdoğan mı casus?

Dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan Basri Aktepe’yi, Elektronik ve İstihbarat Daire Başkanı olarak atadı.

Tüm telefon dinlemeleri, izlemeler, teknik takipler, istihbarat alanında ne varsa Aktepe’yi bunun başına getirdi.

Bu da FETÖ ajanı çıktı. Bu kritik koltuktan sonra bütün bilgileri CIA’ya aktardığı ortaya çıktı.

Şimdi Aktepe mi casus, onu buraya atayan Hakan Fidan mı casus, Hakan Fidan’ı MİT Başkanı yapan Erdoğan mı casus?”

Özel sordu, ben aktardım, yorum sizlerin…