Görgüsüzlük, tıpkı bir moda akımı gibi, dijital dünyanın en etkili trendlerinden biri hâline geldi. Üstelik bu akımı taşıyanlar da sıradan insanlar değil, milyonlarca kişinin ekranına sızmayı başarmış, parmaklarımızın ucundaki “fenomenler”.
İnsanlar “görülmek” için emek verir, bir şey “olmak” için çalışırdı. Şimdi “görülmek” yeterli. Hatta öyle ki, görülmek artık tek amaç. İçerik üretmek değil, dikkat çekmek esas. Bir bebek için “kına gecesi” düzenleniyor, bir evcil hayvana doğum günü partisi yapılıyor, sıradan bir kahve molası bile “sponsorlu paylaşım” hâline geliyor.
MANİPÜLASYONUN GÜCÜ
Fenomenlerin elinde bir güç var: Takipçilerin ilgisi. Bu güç, markalar için altın değerinde. Dolayısıyla, “doğruluk” değil, “satış” önemli. “Ben bu çayı içtim, 10 kilo verdim.” “Bu kremi kullandım, tüm sivilcelerim geçti.” “Bu markanın ayakkabısını giydim, hayatım değişti.” Gerçek mi? Elbette değil. Ama yeterince inandırıcı söylendiğinde, yeterince filtreyle süslendiğinde, milyonlar inanıyor. Çünkü insanlar artık gerçeği değil, görmek istediklerini satın alıyor.
Eskiden “reklam” denen şey, açıkça belliydi. Şimdi ise reklam, manipülasyonun içine gizleniyor. Fenomen, “samimi bir tavsiye” kisvesiyle cebine binlerce lira koyuyor. “Sadece öneriyorum” diyor, ama o öneri, çoğu insanın cebinden çıkan son parasını hedefliyor. Çünkü kimse “ben para için söylüyorum” demiyor, herkes “denedim, çok memnun kaldım” maskesinin ardına saklanıyor.
Bu tablo aslında toplumsal bir dönüşümün en bariz yansıması! Birisi tatilde mi? Mutlaka “butik oteldeyim” yazmalı. Yeni doğum yapmış mı? Hemen profesyonel fotoğraf çekimi. Bir kutlama mı var? Abartı, altın, süs, ışıltı. Sanki sade yaşamak, utanılacak bir şeymiş gibi.
ÇAĞIN “GÖRÜNME” HASTALIĞI
Fenomen kültürü, sade insanların özgüvenini çalıyor. Çünkü bu sistem, “yetinmeyi” değil, “daha fazlasına özenmeyi” öğretiyor. Sürekli bir kıyas, sürekli bir eksiklik hissi… Herkes başkasının hayatını izlerken kendi hayatından utanır hâle geliyor. Çünkü her şey sanki birilerinin bizden daha güzel, daha zengin, daha mutlu olduğu izlenimini yaratmak üzerine kurulu. Oysa aslında fenomenlerin çoğu, kendi gösterilerinin kurbanı. Gerçek hayatlarında mutsuz, yorgun, hatta yalnızlar. Çünkü “her an mutlu görünme zorunluluğu” insanı içten içe kemiren bir baskı. Her şey “görünmek” için yaşandığında, hiçbir şey “hissedilmez” hâle geliyor.