Bütçe görüşmelerinde en sık kullanılan terimlerden bir tanesi de görev zararı.

Yahu görev zararı ne demek? Devletin bir kurumu örneğin ziraat bankası ya da ÇAY-Kur neden zarar eder?

Ha, KİT yani Kamu İktisadi Kuruluşları, misyonları kar etmekten ziyade, sosyal amaçlı yani vatandaşa ucuz ve kaliteli hizmet sunmak olduğu için, olabilir.

İyi de ÇAY-Kur vatandaşa bedava çay mı dağıttı?

Ziraat Bankası, çiftçilerimize faizsiz para mı dağıttı?

Türk Hava yolları vatandaşları bedava mı uçurdu?

BOTAŞ doğalgazı dışarıdan pahalı alıp vatandaşa bedava ya da ucuza mı sattı?

EÜAŞ (Elektrik Üretim Anonim Şirketi), kamu yararını gözeterek, verimlilik ilkeleri çerçevesinde; güvenli, sürekli, kaliteli, verimli, düşük maliyetli, çevreyi gözetir elektrik enerjisi üretimi ve satışı faaliyetinde bulunduğu için mi zarar ediyor.

Sanal alemde en çok sorulan sorulardan birisi mesela; “Dünyada en çok çay tüketilen bir ülkede, üstelik özel şirketlerin kar ettikleri bir ülkede, Çaykur neden zarar ediyor?”

İşin ilginç ve trajik tarafı, söz konusu kurumların Varlık Fonu’na aktarıldıktan sonra görev zararlarının artmış olması...

Mesela Çaykur, Varlık Fonu’na aktarıldığı o günden beri zarar ediyor.

Çaykur, 2017’de 267 milyon, 2018’de 657 milyon, 2019’da 635 milyon, 2020’de 547 milyon, 2021’de ise 503 milyon, 2022’de 2 milyar 838 milyon ve 2023’de 5 milyar 883 milyon lira diye uzayıp gidiyor.

Açıkladığı zarar kadar da bankalara borcu var.

Halk arasında ‘bir şirket aşırı reklam yapmaya başlamışsa bilin ki batması yakındır’ inanışı hakim…

Gerçekten de ya, bir kurum, bir şirket battıkça reklam gelirleri neden artıyor?

Yoksa, batma sebeplerinden birisi de bu reklam giderleri mi?

O paralar, sırf eş, dost, yandaş ve yandaş basın kazansın diye saçılıyor olabilir mi?

Görev zararı demişken kamu bankaları özelinde Ziraat Bankasını anmazsak olmaz.

Ziraat Bankası adı üstüne ziraatı yani tarım ve hayvancılığı finanse etmesi amacıyla kurulan bir banka.

Eğer bu manada görevini yapıyor olsaydı biz domatesi ve biberi bu kadar pahalı yemezdik.

Ziraat Bankası misyonunu ifa ediyor olsaydı, bu kadar tarım ve hayvancılık ürünü ithal etmek zorunda da kalmazdık.

Demek ki bankayı zarara uğratan çiftçiler ve çiftçilere verilen destekler değil.

E ne o zaman?

Bu sorunun cevabı bankanın nasıl yönetildiğinde aranmalı.

Bankanın, tahsil edemeyeceğini bile bile iktidar zorlaması ile kimlere kredi verdiğine bakmalı.

Bir de Çaykur olayında ki gibi reklam harcamalarına…

Evet, o devasa boyuttaki reklam harcamaları ile yandaş basın ihya ediliyor.

O zaman da insanın aklına şu geliyor; Bu bankanın misyonu yandaşları ihya etmek ve iktidarı desteklemek mi?

Öyle ya, en çok bankaların kar ettiği, özel bankaların adeta vergi şampiyonu olduğu bu ülkede benim bankam yani kamu bankası neden zarar ediyor?

Ozan Bingöl; “Ziraat Bankası’nın görev zararı, son 15 yılın toplam görev zararlarından bile daha fazla.”

Sadece Ziraat bankası mı? Vakıfbank da öyle…

Fatih Altaylı “Kamu bankalarının yani Ziraat, Halk ve Vakıfbank’ın toplam reklam harcamaları 3,8 milyar TL.

Bu 6 milyar TL’ye yakın para kimlere dağıtılmış, hangi medya kuruluşları bundan ne kadar pay almış, bu para ile hangi iktidar destekçisi gazetecilerin maaşları ödenmiş, lüks makam araçlarının masrafları karşılanmış.

Kamu kontrolündeki sadece 4 kurumun reklam giderleri 10 milyar TL.

Buna yıllardır Türkiye’nin en büyük reklam vereni olan Turkcell’i de ekleyin” demişti.

Bir de THY’yi örnek göstermişti Altaylı; THY elbette reklam yapacak, elbette ulusal veya uluslararası sponsorluklarla adını duyuracak fakat yine de hem halka açık hem de kamu kontrolündeki bir kurum olan THY’nin sadece bu yılın ilk 9 ayında 4 milyar 455 milyon TL’yi bulan dev reklam ve tanıtım harcamalarının dökümünü bilmek de hakkımız değil mi!

THY bu paraları hangi mecralara harcamış, bunlar hangi gazete ve televizyonlara gitti, bunun dökümü açıklanabilir mi!

Elbette belediyeler, konserlere birkaç milyon dolar harcadılarsa konuşacağız, inceleyeceğiz, eleştireceğiz.

Peki siz kamu şirketlerinin milyarlık reklam harcamalarının nereye gittiğini konuşup tartışabilecek misiniz!”