Veriler açıklandı: 2025 yılı verilerine göre Türkiye genelinde üniversite mezunlarının yurt dışına gitme oranı, yani literatürdeki adıyla "beyin göçü", yüzde 2,2’ye yükseldi. Erkeklerde bu oran yüzde 2,7, kadınlarda ise yüzde 1,8. Manşetlere bakarsanız bir teselli bulmak kolay: Sakarya, Türkiye ortalamasının altında. Şehrimizde üniversite mezunlarının beyin göçü oranı toplamda yüzde 1,2. Erkeklerde yüzde 1,6, kadınlarda yüzde 0,9. İlk bakışta "Ne güzel, gencimiz kentini veya ülkesini terk etmiyor" deyip geçmek mümkün. Ancak istatistik, bakmayı bildiğiniz kadar söyler; arkasındaki hikâyeyi gizlemekte ise ustadır. Gelin, bu rakamların arkasındaki yalın gerçekle yüzleşelim.

Sakarya’nın oranının Türkiye ortalamasının altında kalması tek başına övünülecek bir tablo mu? Bir kentin beyin göçü vermemesi iki nedenden kaynaklanır: Şehir ya nitelikli gençlerine harika imkânlar sunar ya da eğitimli nüfus yurt dışındaki fırsatlara erişmekte zorlanır. Sakarya bugün dev sanayi tesislerine, iki büyük üniversiteye ve stratejik bir konuma sahip. Ancak bu kentte yetişen gençlerin yüzde 1,2’lik kısmı bavulunu toplayıp gidiyorsa, geride kalan yüzde 98,8'i burada gerçekten hayallerini gerçekleştirebildiği için mi kalıyor? Yoksa gidenler sadece "gidebilme imkânı bulan" şanslı azınlık mı?

Sakarya’daki tablonun en dikkat çekici yanı kadın mezunlardaki yüzde 0,9’luk oran. Türkiye genelinde kadınlarda yüzde 1,8 olan oran, kentimizde yarı yarıya düşüyor. Bu veriyi okurken durup düşünmek lazım: Genç kadınlarımız Sakarya’da kendilerini güvende ve üretken mi hissediyor, yoksa toplumsal ve ekonomik dinamikler yurt dışı fırsatlarına erişimlerini daha mı fazla kısıtlıyor? İstatistikteki düşüklük her zaman bir entegrasyon başarısı değildir; bazen imkân eşitsizliğinin sessiz bir yansımasıdır.

Türkiye geneline baktığımızda erkeklerde yüzde 2,7, kadınlarda yüzde 1,8 ile yukarı doğru tırmanan bir grafik var. Ülke olarak yetişmiş insan kaynağımızı kaybetme lüksümüz yok. Sakarya olarak ise "Nasıl olsa ortalamanın altındayız" rahatlığına kapılma lüksümüz hiç yok. Bizim asıl sormamız gereken soru şudur: Sakarya, yetiştiği toprağa katma değer üreten genç beyinleri elde tutacak bir çekim merkezi mi, yoksa sadece gençlerin basamak olarak gördüğü bir geçiş durağı mı? Yüzde 1,2’lik oran bir teselli değil, Sakarya’nın geleceği için ciddi bir düşünme vesilesi olmalıdır. Çünkü bir kentin kaderini, geride kalanların niceliği değil; üretilen fikrin ve niteliğin kalitesi belirler.