Bir bayramın daha son günündeyiz…
Yollar yavaş yavaş boşalıyor. Misafirler dönüyor, sofralar toplanıyor, çocukların neşeli sesleri yerini günlük hayatın telaşına bırakıyor. Birkaç gün önce ışıkları yanan evler yeniden sessizleşiyor. Bayram geliyor, geçiyor… Ama insan ister istemez kendi kendine soruyor:
Bayramlar mı değişti, yoksa biz mi?
Çocukluğumuzdaki bayramları hatırlıyorum.
Belki imkânlarımız bugünkü kadar geniş değildi. Ne lüks tatiller vardı ne de sosyal medyada paylaşılan gösterişli sofralar… Ama insanların gönülleri daha genişti. Kapılar daha kolay açılırdı. Büyüklerin elleri sadece öpülmez, gerçekten hürmet edilirdi. Komşular birbirlerinin evine haber vermeden girer, sofralar bölünür, ekmek paylaşılırdı.
Şimdi ise her şey daha kolay ama insanlar birbirine ulaşmakta daha zor.
Eskiden kilometrelerce yol gidip bir büyüğün elini öpmek için heyecan duyan insanlar vardı. Bugün aynı evin içinde yaşayan insanlar birbirine mesaj atıyor ama birbirinin gönlüne dokunamıyor.
Teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, araçlarımız değişti, evlerimiz güzelleşti…
Ama sanki kalplerimiz küçüldü.
Vefa dediğimiz kavram sessizce aramızdan ayrıldı.
Eskiden bir bardak çayın, bir selamın, bir dostluğun hatırı vardı. İnsanlar zor günlerinde birbirini yalnız bırakmazdı. Şimdi ise menfaatin bittiği yerde birçok dostluk da sona eriyor. İnsanlar birbirlerini oldukları gibi değil, sağlayacakları fayda kadar seviyor.
Makamın varsa aranıyorsun, paran varsa hatırlanıyorsun.
İşte asıl sosyal çürüme burada başlıyor.
Çünkü toplumları ayakta tutan şey beton binalar değildir. Yüksek köprüler, büyük projeler, kalabalık şehirler de değildir. Bir toplumu ayakta tutan şey vicdandır, ahlaktır, merhamettir, vefadır.
Bunlar kaybolmaya başladığında geriye sadece kalabalıklar kalır.
Bugün çevremize baktığımızda insanların daha tahammülsüz olduğunu görüyoruz. Küçük bir eleştiriye öfkelenen, farklı fikirlere düşmanlık besleyen, yalnızca kendi doğrusunu kabul eden bir anlayış giderek yayılıyor.
Oysa bayramlar tam da bunun için vardı.
Kırgınlıkların bitmesi için…
Kinlerin son bulması için…
Bir telefonun, bir ziyaretin, bir sarılmanın her şeyden daha değerli olduğunu hatırlatmak için…
Fakat ne yazık ki birçok insan bayramı artık sadece birkaç günlük tatilden ibaret görüyor.
İnsan ruhu sadece maddiyatla beslenmez; sevgi ister, vefa ister, aidiyet ister, kendini değerli hissetmek ister.
Belki de bu yüzden eski bayramları özlüyoruz. Özlediğimiz şey insanın insana verdiği değerdir. Özlediğimiz şey samimiyettir.
Bayramların gerçek mirası insan kalabilmektir.
Bayram bitiyor olabilir.
Ama eğer gönüllerimizdeki iyiliği, sevgiyi ve vefayı yaşatabilirsek, aslında bayram hiç bitmez.
Çünkü gerçek bayram; insanların birbirine yeniden insan gibi davranabildiği gündür.