Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Özgür Özel’i, sürekli sahada ve toplumla iç içe siyaset yaptığı ve toplumun nabzını tutup bunu da halktan kopuk iktidarın gözüne gözüne soktuğu için tebrik etmemiz lazım.

‘Siyaset saraydan yapılmaz, sarayda oturmakla halkın derdi anlaşılmaz’ diye uyarmakla kalmıyor, uyarısını tatbik ediyor.

Özgür Özel hafta sonu, evladının üniversite sınavına girdiği okul bahçesinde vatandaşlarla dertleşti ve izlenimlerini son grup toplantısında aktardı;

“Hafta sonu milyonlarca öğrenci YKS sınavına girdi. Ben de evladımı alıp gittim. Okul bahçesinde velilerle konuştum.

Eğer gençlerin geleceğe nasıl baktığını, ailelerinin evlatlarının gelecek kaygılarından nasıl etkilendiğini görmek isteyen varsa, sınav sırasında okul bahçesindeki velilerle konuşsun.

Ortak mesele ‘Sınava gireceğiz, sınavı kazanacağız, sonra ne olacak?’ ‘Esas sınav o zaman başlayacak’ diyorlar.

Erdoğan iktidara geldiğinde küçümsediği, ‘Bizden önce öğrenci kredisi 45 liracıktı’ dediği, ‘Biz onu şimdi 3 bin lira yaptık’ dediği krediyle bir basit hesap yaptık okulun önünde.

2002 yılında ‘45 liracıktı’ dediği krediyle öğrenci 255 tane simit alıyormuş. Bugün 3 bin lira verdiği krediyle 150 tane simit alıyor.

1,5 çeyrek altın alan krediden bir gram altın alamayan duruma geldi öğrencilere verilen kredi.

15-29 yaş arasında ne eğitimde ne işte olan ev gençlerinin sayısı 4,7 milyona ulaştı.

4,7 milyon ev genci maalesef evde sobanın dibinde, yazın camın kenarında, babasından, anasından harçlık almaya utanarak oturuyorlar.

İşçiler, emekliler, çiftçiler geçinemiyorlar. Çocuklarının, evlatlarının gözünün içine bakamıyorlar. Geçinemeyenler mecburen kredi kartına yükleniyor. Kredi kartı olan 39 milyon vatandaşın toplam borcu 2,1 trilyon liraya gelmiş durumda. Yani Türkiye’deki bütün kredi kartlarını hepimiz bölüşürsek, kişi başı 54 bin lira borçluyuz.

19 Mart darbesinde, yaktıkları 60 milyar doları bütün kredi kartlarına versek, bu paraların hepsini kapatıyoruz. Üstüne de kişi başına 7 bin lira para kalıyor.

İcra mahkemelerinde derdest olan dosya sayısı geçen yıl 22 milyondu, bu yıl 23,5 milyona çıktı. Yani 1,5 milyon daha fazla dosya icra mahkemelerinde.”

Milletçe borç batağındayız. Milletçe icradayız. Ve bu borç batağının banka borçlarının dışındaki bir kısmı var. Arkadaşlar Keçiören’den, hani hep kayıt dışı kazançlar falan konuşuluyor ya. Kredi kartlarına girmeyen ama düşük gelirlilerin ve esnafın bir gerçeği olan bir veresiye defterini getirdiler. Bu veresiye defterini incelerken öyle şeyler gördüm, öyle şeyler okudum ki. Gerçekten kütüphanelerce kitap okumak; yoksulluk üzerine, çaresizlik üzerine, hane halkı borcu üzerine dünyayı okusanız bu kitap kadar, bu veresiye defteri kadar etkili olmaz.

Bu Ovacık Mahallesi’nde bir sokağa bakan üç bakkaldan birisinin defteri. Nuriye Abla var 12,5 liralık ekmeği, 6 liralık yumurtayı, 40 liralık sütü, 275 liralık küçük boy bebek bezini veresiye yazdıra yazdıra 18 bin lira borca ulaşmış.

Ayten Abla ekmek, su, süt, torununa bebe bisküvisi almış. Borç 6 bin liraya gelmiş, tıkanmış.

Emekli Zühtü Abi canı çekmiş bazlama almış ekmek yerine. Sabah hanımı poğaça istemiş, bir poğaça almış, tek poğaça, süt, su, ekmek, borç gelmiş 3 bin 780 liraya tıkanmış.

Diyor ki Zühtü Abi, ‘14 bin 500 liraya kirayı mı ödeyeyim, veresiye defterini mi kapatayım?’

Bakkal şöyle söylüyor, ‘Çok zorda kalınca veriyorum, ama yerine koyamayınca dükkanı döndüremiyorum. Geçen gün bir emekli abimiz geldi, elinde 10 lirayla, meyve suyu alacağım dedi. Meyve suları 50-60 lira.

Ben kendimden utandım. Abi elindeki paradan utandı. Birbirimizin gözüne bakamadan, çıktı gitti.

Bu memleketi bu hale getirenlere, elindeki paradan utananlara, esnafı karşısındaki yoksulun gözüne bakamayacak hale getirenlere inat; bu ülkede mahkemede de pazarda da adaleti biz getireceğiz. Gençlerinin gözünün içine bakabilen ve gençlerinin yurt dışında değil, bu güzel memlekette hayal kurduğu bir Türkiye’yi hep beraber birlikte inşa edeceğiz.

Artık Türkiye’de eğer evin yoksa, miras kalmayacaksa, piyango çıkmayacaksa, normal bir ücretlinin ev sahibi olma, araba sahibi olma imkanı kalmadı.

2+1 bir daire. 2018 yılında 177 bin lira. Aynı daire 2025 yılında 3 milyon 700 bin lira.

O tarihte asgari ücret, bugüne kadar 13 kat artmış. Emekli maaşı sadece sekiz kat artmış. 2+1 dairenin fiyatı tam 21 kat artmış. İşte asgari ücretlinin ve emeklinin sekiz kat artan ve 13 kat artan maaşlarına karşı 21 kat artan daire fiyatı. Türkiye’de gençlerin, çalışmaya başlayanların, memurların, işçilerin başını sokacakları bir ev alma umudunun kalmadığı bir çağdayız.”