Tozlu Camii’nin minaresinden Adapazarı manzarası, 1960’lı yılların sakin ve sıcak dokusunu tüm yalınlığıyla gözler önüne seriyordu. Güneye doğru baktığımda, dar sokakların arasında birbirine yaslanmış kiremitli çatılar, beyaz badanalı müstakil evler ve ufuk çizgisinde hafifçe yükselen tepeler beni adeta geçmişe götürüyordu. O yıllarda kentin kalbini oluşturan bu bölge, hem geleneksel mimarinin izlerini taşıyor hem de yeni yapılaşmanın habercisi gibi duruyordu.

Evin çatılarından yükselen minare gölgesi, tıpkı diğer komşu camilerin minareleri gibi gökyüzünde ince bir çizgi oluşturarak şehrin siluetini zenginleştiriyordu. Camii avlusunun huzurlu atmosferinden uzaklaşarak, dar bir sokağa girdiğimde küçük bir kahvehanenin önünden geçiyordum. Bu kahvehanede toplanan yaşlı amcalar, ellerindeki tespihle sohbet eder, fındık tarımından, çarşı pazarın bugünkü halinden bahsederdi. Fotoğrafta görünen sokakların o sıcak sohbetlere ne kadar ev sahipliği yaptığını hayal etmek, insanın içini ayrı bir hüzünle ısıtıyor.

Doğrudan aşağıya indiğimde, Adapazarı’nın merkez meydanı görünüyordu. Dönemin bankalarından biri olan Akbank şubesi, iki katlı sade cephesiyle kentin ekonomik nabzını tutan noktalardan biriydi. Cephelerdeki tabelalar henüz neon ışıklarla değil, sade siyah-beyaz yazılarla dikkat çekiyordu. Meydanın ortasındaki ağaçlar, şehrin nefes almasını sağlayan yeşil adacıklar gibiydi; yaz aylarının bunaltıcı sıcağında da gölgeleriyle insanlara serin bir mola sunardı.

Kaybolmuş kimi evlerin bahçelerinde uzanan dut ağaçları ve bahçeler, o dönemin Adapazarı’nın tarıma ne kadar bağlı olduğunun göstergesiydi. Sokak aralarından yükselen mangal kokusu, komşuların paylaştığı kahkahalar, sabah ezanının minareden yankılanışı… Hepsi birleşip şehrin ritmini oluşturuyordu. Fotografa yansıyan o sessizlik ve huzur, aslında insanın insanla kurduğu samimi ilişkilerin sessizlik içinde bile nasıl hissedilebildiğini anlatır gibiydi.

Gelecek yıllarda çarpık kentleşme ve hızlı yapılaşma Adapazarı’yı kökten dönüştürdü; modern binalar, geniş yollar ve araç yoğunluğu fotoğrafın yerini aldı. Ancak o günlerin sokaklarında yürüyen çocukların sevinci, komşuların kapı komşuluğu, akşam ezanıyla birlikte sıcak sohbetlere dönüşen günbatımları hâlâ hafızamda taptaze. Tozlu Camii minaresinden baktığım o 1960’lı yıllar manzarası, yalnızca bir fotoğraf karesi değil; Adapazarı’nın kaybolan ruhunun belgesiydi benim için.

Yeliz Çağlar