Daha çocukken, bayram sabahı odamı zar zor terk ederdim. Anneanne hanımın el emeği nakışlı yatak örtüleri, kırmızı kenarlı yemeni örtüsüyle serilmiş masalar o kadar büyülü görünürdü ki hâlâ gözlerimde canlanıyor. Kapının önünde ayakkabılarımızı dizip beklerken, annemin okşayan sesiyle “Kimden ziyâfet var bakalım?” diye sorduğunu hatırlıyorum. O sesin içindeki heyecan, içimizi titreten duygunun ta kendisiydi.
Bayram kahvaltısına oturduğumuzda, masada kavrulmuş fıstıklı baklava, halacı babaanne usulü pişirdiği içli köfte ve daha neler neler dururdu. Hangi tencerenin altı açılacak, hangi tatlıyı kim seçecek telaşı; dünyadaki bütün mutluluk sanki o an sofrada buluşurdu. Biz çocuklar patiliklerimizle masaya mutlaka tırmanır, “Bir lokma daha alayım” diye nazlanırdık. Dedem elinde bastonuyla uzaktan bize bakar, “Çocuklar bana benziyor artık, bayram neşe veriyor” derdi. O günlerde herkesin yüzünde bir tebessüm, gözlerinde umut olurdu.
Komşuların kapısını çaldığımızda aldığımız şekerler, ceviz şerbetleri, hatta minik bohçalara konulmuş ev yapımı lokumlar ayrı bir sevinçti. Evin ahşap kapısı gıcırdayarak açılır, komşunun “Hoş geldiniz evlatlar” sesiyle soğuk çamaşır suyu kokusu birbirine karışırdı. Bayramda herkes komşusuna gider, uzak akrabalar sabah erken yoldan gelir, ak sakallı dedeler mahalle meydanında uzun uzadıya sohbet ederdi. O sohbetlerin tadı, ipe dizilmiş günlerin yorgunluğunu alırdı kalplerimizden.
Günler hızla geçiyor, şimdi o eski bayram sesleri daha uzaktan geliyor kulağıma. Sokağın köşesinde top kayış sesini işittiğimde elim ayağım titrer, “Acaba bu bir bayram mı?” diye düşünürdüm. Çocukluğumun o samimi kahkahaları, bayram namazı çıkışı çeşit çeşit giysilerle kalabalıklaşan caminin önü, köy yolundaki eski traktör sesi… Harcadığımız o eski heyecanı yeniden bulmak zor elbette, ama içimde hâla o eski bayramların ışığı yanıyor. Bayramın asıl güzelliği belki de çocukluğumuzdaki o içten sevgi ve paylaşım ruhunda saklıydı. Dilerim bir gün yeniden o eski bayram neşesini yakalarız.
Yeliz Çağlar