VII. KABALA'NIN SESSİZ YANKISI
Kabala'nın sembolik dünyasında da insanın görünenden görünmeyene doğru yükselen bir idrak yolculuğu vardır.
Sefirot ağacı, sembolik bir okuma içinde, ilahî tezahürlerin ve insanın idrak yolculuğunun haritası olarak ele alınabilir.
Burada özellikle Hokhmah ve Binah kavramları dikkat çekicidir.
Hokhmah, sezgisel bilgelik ve ilk kavrayışla ilişkilendirilir.
Binah ise bu kavrayışın anlaşılması, ayrıştırılması ve biçim kazanmasıyla.
Bir bakıma:
Hokhmah görür.
Binah anlar.
İnsan zihni de böyledir.
Bazen hakikati önce hissederiz.
Sonra onu kelimelere dökeriz.
Önce bir sezgi gelir.
Sonra düşünce.
Sonra kavram.
Sonra felsefe.
Ve nihayet insan, kavramın da ötesinde sessiz bir hakikatle karşılaşabilir.
VIII. AKLIN EN BÜYÜK SINAVI
Faal Akıl'ın, Nous'un ve Gnosis'in bize yönelttiği en zor soru şudur:
Bilmek istediğin şey gerçekten nedir?
Dünyayı mı?
Kendini mi?
Yoksa kendinin dünyadaki yerini mi?
Çünkü insan bazen binlerce kitap okuyarak kendisinden kaçabilir.
Çok konuşarak kendi sessizliğini bastırabilir.
Felsefe yaparak kendi hakikatiyle yüzleşmekten kurtulabilir.
Ezoterizm okuyarak bile kendi nefsini besleyebilir.
Bilginin kendisi kurtuluş değildir.
Bilginin insanda neye dönüştüğü önemlidir.
Eğer bilgi kibir doğuruyorsa cehaletin başka bir biçimidir.
Eğer bilgi tevazu doğuruyorsa hikmete yaklaşmıştır.
IX. İÇERİDEKİ KAPI
İnsan bütün hayatı boyunca dışarıda bir şey arar.
Başarı...
Para...
İtibar...
Sevgi...
Güç...
Bilgi...
Sonra bir gün fark eder:
Aradığı şeylerin hiçbiri içindeki boşluğu tamamen dolduramamıştır.
Çünkü insanın en derin açlığı maddî değildir.
İnsan, anlam ister.
Ve anlamın peşine düştüğünde dış dünyanın gürültüsü yavaş yavaş azalır.
İçeride bir kapı belirir.
O kapının üzerinde isim yoktur.
Anahtar yoktur.
Kapıyı açacak olan da dışarıdaki bir el değildir.
İnsan kendi bilincinin kapısını içeriden açmak zorundadır.
X. SON PERDE: NOUS'UN IŞIĞI
Belki Faal Akıl ile Nous arasında tarihsel olarak doğrudan bir özdeşlik kurmak mümkün değildir.
Belki Gnostik kıvılcım bambaşka bir metafizik evrene aittir.
Belki Hermetik düşüncenin dili, Meşşâî felsefenin diliyle hiçbir zaman tamamen örtüşmez.
Ama sembollerin derinliklerinde insanın kadim arayışı tekrar tekrar karşımıza çıkar:
Karanlıktan ışığa çıkmak.
Cehaletten bilgiye...
Bilgiden hikmete...
Hikmetten idrake...
İdrakten ise insanın kendi sınırlarını aşma ihtimaline...
İşte burada insan, kendisini yalnızca düşünen bir varlık olarak görmekten vazgeçer.
Kendisini uyanabilen bir varlık olarak görmeye başlar.
Ve belki de Faal Akıl'ın en güzel sırrı budur:
İnsan zihni yalnızca dünyayı anlamak için verilmiş değildir.
Kendi içindeki ışığı fark etmek için de verilmiştir.
Nous, o ışığın adı olabilir.
Gnosis, ona uyanış olabilir.
Faal Akıl, o uyanışın metafizik açıklamalarından biri olabilir.
Fakat yolculuğu gerçekleştirecek olan yine insandır.
Çünkü hiçbir filozof senin yerine düşünemez.
Hiçbir mistik senin yerine uyanamaz.
Hiçbir kitap senin yerine hakikati yaşayamaz.
Ve hiçbir ışık,
gözlerini açmak istemeyen bir insanı aydınlatamaz.
Belki bütün kadim öğretilerin kapısında aynı cümle yazılıdır:
“Hakikati dışarıda arama; önce onu görebilecek gözü kendi içinde uyandır.”
Semih Aslanlar