Kadim gelenekler farklı diller konuştu.
Biri Yunanca konuştu, biri Süryanice.
Biri Arapça yazdı, diğeri Mısır’ın sembollerine saklandı.
Birinde Nous vardı.
Birinde Akl-ı Faal.
Birinde Gnosis.
Fakat bütün bu kelimelerin arkasında aynı kadim soru sessizce bekliyordu:
İnsan, hakikati nasıl bilebilir?
Belki de bütün ezoterik geleneklerin ortak sırrı burada gizlidir.
Çünkü insanın gözleri dünyayı görür.
Fakat hakikati görmek için başka bir göz gerekir.
Kadimlerin buna farklı isimler vermesi bundandır.
Filozof için akıl...
Hermetik için Nous...
Gnostik için Gnosis...
Sufi için basiret...
Ve belki de bütün bu kelimelerin ortak işareti:
İçsel uyanış.
I. FAAL AKIL: KARANLIKTA YAKILAN İLK IŞIK
İnsan zihni başlangıçta imkân hâlindedir.
Görür fakat anlamayabilir.
Duyar fakat işitemeyebilir.
Bilgi toplar fakat hikmete ulaşamayabilir.
İşte Faal Akıl düşüncesinin derinliği burada ortaya çıkar.
Akıl, yalnızca bilgi depolayan bir mekanizma değildir.
O, görünenden görünmeyene geçiş kapısıdır.
Bir taş görürsün.
Sonra taşın biçimini düşünürsün.
Sonra biçimin ardındaki geometrik düzeni kavrarsın.
Sonra geometrinin ardındaki matematiksel ilkeyi ararsın.
Sonra matematiğin neden evrende bu kadar derin biçimde karşılık bulduğunu sorarsın.
Ve sonunda soru taşa değil, varlığın kendisine yönelir.
İşte düşünce bu noktada sıradan bilgiden metafiziğe yükselir.
Faal Akıl, bu yükselişin metafizik ufkunda belirir.
II. HERMETİK NOUS: ZİHNİN ZİHNE UYANIŞI
Hermetik gelenekte Nous, sıradan zihinden daha yüksek bir idrak boyutunu ifade eder.
Hermetik metinlerde insanın asıl dönüşümü, dış dünyanın bilgisini çoğaltmasıyla değil, kendi içindeki ilahî aklı fark etmesiyle gerçekleşir.
Burada çok önemli bir ayrım vardır:
Zihin düşünür. Nous idrak eder.
Zihin nesneler arasında bağlantılar kurar.
Nous ise bağlantıların ardındaki birliği sezebilir.
Zihin “nasıl?” diye sorar.
Nous, “neden?” sorusunun daha derinine iner.
Zihin parçaları görür.
Nous bütünü arar.
Bu nedenle Hermetik gelenekte bilgi yalnızca entelektüel bir faaliyet değildir.
Bilgi, dönüşümdür.
İnsan bildiği şey tarafından değişmiyorsa, henüz hakikati gerçekten bilmiyor olabilir.
III. GNOSTİK KIVILCIM
Gnostik geleneklerde insanın içinde, maddî dünyanın sıradan sınırlarını aşan ilahî bir köken bulunduğuna dair güçlü bir düşünce vardır.
Bu düşünceyi sembolik olarak bir kıvılcım üzerinden okuyabiliriz.
Kıvılcım küçüktür.
Fakat ateşin bütün imkânını taşır.
İnsan da böyledir.
Gündelik hayatın içinde kaybolmuş olabilir.
Arzularının peşinden sürüklenebilir.
Kendi gerçek tabiatını unutabilir.
Fakat içinde hâlâ bir hatırlama ihtimali vardır.
Gnostik düşüncenin “bilgi” dediği şey, yalnızca bir şeyler öğrenmek değildir.
Kendinin hakikî kökenini hatırlamaktır.
Bu yüzden Gnosis, sıradan bilgi değildir.
Gnosis bir çeşit uyanıştır.
İnsan dışarıdaki dünyayı öğrenirken bilgi edinir.
Fakat kendisini öğrenmeye başladığında dönüşür.
IV. ÜÇ KAPI, TEK SORU
Faal Akıl...
Nous...
Gnosis...
Bunları birbirinin aynısı olarak görmek doğru değildir.
Her biri farklı felsefî ve tarihsel geleneklere aittir.
Fakat sembolik bir karşılaştırma yaptığımızda üçünde de ortak bir eksen görürüz:
İnsanın sıradan bilinç hâlinden daha yüksek bir idrake yükselmesi.
Faal Akıl, insan aklının bilfiil hâle gelmesi meselesini gündeme getirir.
Nous, ilahî akılla temas eden yüksek idraki simgeler.
Gnosis ise hakikatin yalnızca dışarıdan öğrenilmediğini, insanın kendi varoluşunda keşfedildiğini vurgular.
Üç ayrı dil...
Üç ayrı gelenek...
Fakat insanın içindeki aynı karanlığa yönelen üç ayrı kandil.
V. HERMETİK MERKÜR'ÜN KAPISI
Hermetik sembolizmde Merkür, sınırların ve geçişlerin sembollerinden biridir.
O, iki dünya arasında hareket eder.
Yukarı ile aşağı...
Madde ile ruh...
Görünen ile görünmeyen...
Bilinen ile bilinmeyen...
Bu açıdan bakıldığında insan zihni de bir Merkür gibidir.
Bir ayağı maddî dünyadadır.
Diğer ayağı anlam dünyasında.
Gözleri nesneleri görür.
Aklı onların anlamını arar.
Fakat insanın trajedisi şudur:
Kendi içinde iki dünyanın arasında yaşadığını çoğu zaman unutmuştur.
Maddeye tamamen teslim olduğunda ruhunu unutur.
Soyuta tamamen kaçtığında dünyayla bağını kaybedebilir.
Gerçek bilgelik ise iki âlemi birbirine bağlayan köprüyü bulabilmektir.
VI. GİZLİ OLANI GÖRMEK
Ezoterizm çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Ezoterik olan, yalnızca “gizli bilgi” değildir.
Asıl mesele, herkesin baktığı yerde herkesin göremediğini görebilmektir.
Bir mezar taşı herkes için taştır.
Fakat bilge için zamanın sembolüdür.
Bir nehir herkes için sudur.
Fakat mistik için değişimin öğretmenidir.
Bir gece herkes için karanlıktır.
Fakat tefekkür eden için insanın kendi içindeki bilinmeyenin aynasıdır.
Demek ki ezoterik bakış, nesneyi değiştirmez.
Bakışı değiştirir.
Ve bakış değiştiğinde dünya da değişmiş gibi görünür.
Çünkü insan çoğu zaman dünyayı olduğu gibi değil,
kendi bilincinin izin verdiği kadar görür.