“...Siyasetin diğer tüm iyileri içerdiğini ve insanlar için iyi olanı bulmaya çalıştığını söyleyebiliriz. İyi olan şey insan için de ülke için de aynı şeyse; bu durumda iyiyi ülkenin elde etmesi daha güzeldir. Çünkü bu, hem amacımıza daha uygundur, hem de bir şeyi tek bir insan için elde etmektense ülke için elde etmek daha tanrısal ve güzel olacaktır.. -Aristoteles”
Nikomakhos’a Etik’in giriş bölümünde, insana dair bütün uğraşların iyiyi arzuladığını ifade ettikten hemen sonra, siyasetiyse tüm iyilerin iyilik arayışına nüfuz etmiş olan bencillikten azade, kapsayıcı bir iyi olarak niteler Aristoteles. Örneğin basitçe, etik bile bireyin iyiliğini ararken siyaset, toplumun iyiliğini arar. Hep birlikte daha iyiye nasıl ulaşırız diye sorar. O yüzden uğraşılacak en erdemli iş, siyasettir..
Söylediklerim kulağa ne kadar tuhaf geliyor değil mi? Bugün sadece ülkemizde değil, tüm dünyada, içinde yaşadığı toplumdan şöyle ya da böyle haberdar olan herhangi birine “siyaset nasıl bir şeydir?” diye sorsanız size Aristo’dan çok farklı şeyler anlatır. Yozlaşmadan bahseder. Çürümeden, üçkağıtçılıktan, ilkesizlikten bahseder. Bugünün toplumunun kavrayışında siyaset ikbal arayışıdır. Yolunu bulmaktır. Suyun başını tutmaktır.
Hele hele “iyilik arayışı” bizim popüler siyasetimizin semtine uğramaz. “Beraber daha iyiye nasıl ulaşabiliriz?” Temelde sorulması gereken buyken, bu soru genelde sorulmaz. Zaten yurttaşlar olarak bizler, kendimiz için neyin iyi olduğu konusunda çoğu zaman hemfikir olamamakla birlikte, fikrimizi alan da pek olmaz.. Biz görüşleri bize en yakın gelen adayı seçeriz, veya en az uzak olanı.. Bizim memlekette, genelde, siyasetçiler fikirlerinden batıdaki meslektaşları kadar söz etmezler zaten. Büyük büyük, genelgeçer cümlelerle konuşurlar, bazen hakaretleşirler, restleşirler. Bizler onları futbol takımı destekler gibi destekleriz. “Gördün mü benimki nasıl koydu lafı gediğine?”, “Adam sen de, sen geçen gün bizimkini nasıl alkışladılar seyretmedin mi?”
Uğruna çok büyük bedeller ödenen kötü bir reality show...
Memleketin sokaklarında çeteler kol gezerken, asayiş duygusu yerle bir olmuşken, hukuğa adalete olan güven dört bir koldan tepetaklak edilmişken, insanlar yoksullukla, işsizlikle, gericilikle, güvencesizlikle, geleceksizlikle boğuşurken üç kuruşluk çıkar için dün şeytan dediğinin arkasında bugün namaza duranların umurunda mıdır “iyi”? Bu ülkenin doğası katledilirken, ormanlarımız yağmalanırken, gençlerimiz gelecek kaygısıyla sevdiklerini ardında bırakıp başka ülkelerin kapılarında sürünürken, bebeklerimiz üç kuruş uğruna çeteler tarafından öldürülürken, yolsuzluk kamu kurumlarının her yerinden sızarken, çocuklarımız çürük evlerde bir sonraki depremde ölmeyi beklerken, kişisel ikbalini dert edende vicdan ne gezer?
Ve kim ne yapsın böyle siyaseti? Kime ne faydası var? Aristo’nun siyaset tanımıyla bunun ne benzerliği var? Peki onun tarif ettiği siyaset, yapılamaz bir siyaset midir? Ya da böyle bir siyasete bugün ihtiyaç yok mudur?
Olmaz mı!
Zaten Aristo’nun iyiyi arayan siyasetinin olmadığı toplum neye mi benziyor? Etrafınıza bi bakın.. İnsanlar fikirlerinin duyulabileceğini ya da önemsenebileceğini düşünmüyorlar. Onlar “birlikte nasıl daha iyiye ulaşabilir, nasıl daha iyi yaşayabiliriz” sorusunu sormanın da, buna cevap beklemenin de beyhude olduğuna inanıyorlar. Siyasetin hayatlarında gerçek anlamda bir değişiklik yaratmayacağını düşünüyorlar. Nitekim siyaseti; 4 yılda bir koca devlet aygıtı içerisinde küçücük bir yönetici grubunu, onu da önceden partilerce belirlenmiş adaylar arasından seçme faaliyetine katılıp, ülkenin geleceği üzerinde kırk milyonda bir söz hakkı sahibi olmaktan ibaret olarak göreceksek; haklılar! Ahmet gider, Mehmet gelir. Ne fark eder ki? Siyaseti “koltuğa kim otursun” sorusuna indirgediğinizde, adaylarınızı da hayallerine, fikirlerine, hatta karakterine bakmadan seçtiğinizde, kim ne yapsın sizin seçiminizi?
Fakat Dostlar!
“Koltuğa kim otursun” sorusuna indirgediğiniz, sizin geleceğinizdir.
Sizinle ilgili her türlü kararı verecek olanları takip edin. Sorun. Eleştirin.
Memlekete dair benzer düşünceleri, arzuları, kaygıları olanlar!
Bir araya gelin. Salt oy vermek için değil. Konuşmak için. Ses birliği yapmak ve ses çıkarmak için. Kimi zaman kendi sesinizi yükselterek, kimi zaman yüksek seslere destek vererek, kimi zaman da sessiz kalarak.. ama muhakkak iradenizi ortaya koyun.
Bu ülkenin insanlarını bugünden daha iyiye taşımak isteyenler!
Sorumluluk alın. İnsanların arasına karışın. Bizimle siyasetinizi konuşun. Bize siyasetinizi konuşturtun.
Biz kimin karşısındakine hakaret etmede daha mahir olduğuyla ilgilenmiyoruz. Ne siz sahnedesiniz, ne biz izleyiciyiz. Üzerinde tepindiğiniz tek sahne bizim hayatımızdır. Sesimizi duyun istiyoruz! Yarın değil, üç gün sonra değil, seçim zamanı değil, iş işten geçtikten sonra değil, bugün konuşalım istiyoruz. İçinde bulunduğumuz yoksulluğa, endişeye, karamsarlığa, adaletsizlik duygusuna samimiyetle üzülüyorsanız, bizi bir araya getirin. Bize kulak verin. Hatta bir iskemle de siz çekip yanımıza oturun. Ama bizim yerimize konuşmak için değil. Bizimle konuşmak için. Pazar yerinde, kahvehanede, kampüste, düğünde, cenazede, dernekte... Değil mi ki uğraşılacak en erdemli iş siyasetmiş, haydi erdemli siyaset yapalım! Hep birlikte, toplumun iyiliğini arayalım. İnanın öteki türlüsüne kimsenin ne gücü ne de hevesi kaldı…