Her yıl Kurban Bayramı geldiğinde aynı tabloyu görüyorum. İnsanlar hayvanını kesiyor, etleri usulca poşetleyip derin dondurucuya istifliyor. “Bir yıl et parası vermeyelim” mantığı artık neredeyse âdet oldu.
İtiraf edeyim: Ailesini birkaç ay idare edecek kadar pay ayırmak bana makul geliyor; sonuçta emek verdin, masraf yaptın. Ama sırf bütün sene masrafsız et yemek için derin dondurucuyu tıka basa doldurmak, ibadetin özündeki paylaşma ruhuyla çelişiyor. Etin üzerine düşen kısmı depolamak yerine, imkânı kısıtlı ailelere dağıtmak çok daha anlamlı değil mi?
Kasaba uğrayıp kuyruğu izlemek her şeyi özetliyor. Leğende dolu dolu etler: “Şurası kuşbaşı, burası kavurmalık, gerisini kıyma yap usta!” Sırada bekleyenlerin gözlerinde adeta “kışlık erzak” heyecanı var. Oysa kestiğin kurbanın sevabı, buzluk raflarında değil, sofrada paylaşıldığında gerçek anlamını buluyor.
Halimiz vaktimiz yerindeyse, kurban etini baştan uca ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak en güzeli. Yıl boyu bitecek korkusu olmadan, bereketin hakiki tadı da paylaştıkça çoğalıyor. Ne dersiniz, derin dondurucuya değil de komşunun kapısına uzanan bir kurbanla bayramı daha bayram yapamaz mıyız?
Yeliz Çağlar